GENEL KURUL
KARAR
|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Akif YILDIRIM
|
|
Başvurucu
|
:
|
Özgür ARIKAN
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, duruşma düzenini bozduğu gerekçesiyle kişi
hakkında kesin olarak bir gün disiplin hapsi kararı verilmesi nedeniyle hükmün
denetlenmesini talep etme hakkının, kolluk görevlilerinin hukuka aykırı güç
uygulaması nedeniyle kötü muamele yasağının ve duruşmadaki beyanlar dolayısıyla
disiplin hapsi uygulanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 26/12/2017 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
4. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine
karar vermiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Derinkuyu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu
hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından iddianame düzenlenmiştir.
7. Derinkuyu Asliye Ceza Mahkemesinin (Asliye Ceza
Mahkemesi) iddianameyi kabul etmesiyle kovuşturma evresi başlamıştır. Anılan
yargılamaya ait duruşmanın 28/11/2017 tarihli ikinci celsesinde duruşmanın
düzenini bozduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında 1 gün disiplin hapsi
uygulanmasına karar verilmiştir.
8. Söz konusu celseye ait tutanağın ilgili kısmı
şöyledir:
"Sanıktan soruldu: Tanıklardan [D.Y.nin] beyanı yanlış yazılmıştır,
kimse gücenmesin, reddi hakim ve reddi katip talebim vardır, dedi.
Sanık yazılı reddi hakim ve reddi katip
talebini içerir dilekçesini sundu, alındı, okundu, dosyasına konuldu.
Mahkeme hakimi sanığa savunmanızı yapın
reddi hakim talebiniz ve tanık beyanlarınıza bir itirazınız varsa zapta geçelim
dedi.
Sanık, tanık [D.nin] beyanını neden yanlış
yazdınız diyerek sordu, mahkeme hakimi de soru cevap şeklinde ilerlemeyelim,
savunmanızı yapın, dedi.
Sanık mahkeme hakiminin sözünü kesmesi
üzerine mahkeme hakimine bağırma şeklinde çıkışmıştır. Mahkeme hakimi de sözünü
kesmemesi hususunda sanığı uyarmıştır. Sanık bunun üzerine İnsanın kafasını
bozma kes sesini diyerek yumruğunu sanık kürsüsüne vurmuştur.
G.D.: Durmuşma düzeni açısından
zorunluğu olduğundan sanığın CMK'nın 203 ve devamı maddesi gereğince duruşma
salonundan çıkarılmasına karar verildi.
Hakim polisin çağrılması talimatını
mübaşir [M.S.ye]
söylemiştir.
Hakim sanğın dışarı çıkarılması
talimatını verdi.
Polis [A.S.] sanığı dışarı çıkarılması için uyarıda bulundu.
Sanık dışarı çıkmayacağını söyleyerek direndi.
Mahkeme hakimine hitaben 'senin gibi bir
hakim daha böyle yaptı, şimdi cezaevinde yatıyor, sen benim hakkımda sahte
belge düzenledin' dedi.
Sanık dışarı çıkarılması sırasında
direnç göstermiş ve karışıklıklara neden olmuştur. Kolluk görevlileri
tarafından sanık duruşma salonundan çıkarıldı.
Sanık duruşma salonundan çıkarıldığından
Nevşehir Barosundan müdafii talebinde bulunuldu. Nevşehir Barosu Avukatlarından
Av. [A.M.Y.] CMK'nın
204 maddesi gereğince müdafii olarak tayin edilmiş olduğu görüldü.
Görevlendirme belgesi alındı, okundu, dosyasına konuldu.
Sanık müdafii Av. [A.M.Y.] huzura alındı ve müdafiinin
beyanına geçilmiştir.
SANIK MÜDAFİİ SORULDU: Savunmalarımıza
sanıkla beraber devam edeceğiz, sanık huzurda olduğunda devam edeceğiz,
dosyanın incelenmesi için süre talep ediyoruz, dedi.
Dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
1-Sanığın reddi hakim ve reddi katip
talebinin celse arasında değerlendirilmesine,
2-Sanık duruşmanın düzenini bozduğundan
CMK'nın 203/2 maddesi gereğince duruşma salonundan çıkarılmasına,
3-Sanık CMK'nın 204. Maddesi gereğince
dışarı çıkarıldığından ve avukatı bulunmadığından Nevşehir Barosundan müdafii
talebinde bulunulmasına,
4-Sanık dışarı çıkarılması sırasında
direnç göstermiş ve karışıklıklara neden olmuş, uzunca bir süre duruşma
salonunu terk etmemiş, mahkeme hakiminin uyarılarına rağmen duruşma salonundan
çıkmamış, bunun üzerine kolluk görevlileri tarafından zorla duruşma salonundan
çıkarılmış, bu nedenle CMK'nın 203/3 maddesi gereğince sanık sıfatı bulunan
Özgür Arıkan hakkında 1 gün disiplin hapsi uygulanmasına, bu hususta Derinkuyu
Cumhuriyet Savcılığına müzekkere yazılmasına,
5-Sanık mahkeme hakimine benim hakkımda
sahte belge düzenledin diyerek iftira ettiğinden ve duruşma salonunu terk
etmeyerek kamu görevlilerine görevini yaptırmamak için direndiğinden bu
hususlarda Derinkuyu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına,
..."
9. Asliye Ceza Mahkemesi aynı tarihte disiplin hapsi
kararına ilişkin duruşma zaptını Başsavcılığa göndererek infazını talep
etmiştir. Başvurucu, disiplin hapsinin infazından sonra 29/11/2017 tarihinde
serbest bırakılmıştır.
10. Başvurucu 26/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
11. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu'nun "Hâkim veya başkanın yetkisi" başlıklı 203.
maddesi şöyledir:
"(1) Duruşmanın düzeni, mahkeme
başkanı veya hâkim tarafından sağlanır.
(2) Mahkeme başkanı veya hâkim,
duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek
koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder.
(3) Kişi dışarı çıkarılması sırasında
direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya
mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhâl dört güne
kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi
uygulanmaz. "
12. 5271 sayılı Kanun'un "Sanığın dışarı
çıkarılması" başlıklı 204. maddesi şöyledir:
"(1) Davranışları nedeniyle,
hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı
anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada
hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse,
oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme
barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar
verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır."
13. 5271 sayılı Kanun’un "Kanun yollarına başvurma
hakkı" başlıklı 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı
Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış
olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını
alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları
açıktır."
14. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecek
kararlar" başlıklı 267. maddesi şöyledir:
"(1) Hâkim kararları ile kanunun
gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."
B. Uluslararası
Hukuk
1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
15. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)
“Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes medeni hak ve
yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen
suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve
açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir..."
16. Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol'ün 2. maddesi
şöyledir:
"1. Bir mahkeme tarafından cezai
bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek
bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması,
kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.
2. Bu hakkın kullanılması, yasada
düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin
birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini
müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya
tabi tutulabilir."
2. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi
17. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin
14. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bir suçtan hüküm giyen herkes,
mahkumiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca
yeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır."
3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin
6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer bulan suç isnadı kavramının
taraf devletlerin iç hukuklarındaki karşılıklarından bağımsız otonom bir
yapıya sahip olduğunu vurgulamaktadır (Adolf/Avusturya, B. No: 8269/78,
26/3/1982, § 30). Yine AİHM'e göre tek başına isnat kavramı da
Sözleşme'nin anlamı dâhilinde anlaşılmalıdır. Bu kapsamda isnat kavramı yetkili
makamlarca bir kişiye suç işlediği iddiasının resmî olarak bildirimi
şeklinde açıklanabilir. Böyle bir tanım aynı zamanda şüpheli kişilerin
sonuçlarından büyük ölçüde etkilendikleri durumları da içine alır (Deweer/Belçika,
B. No: 6903/75, 27/2/1980, §§ 42-46; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78,
15/7/1982,§ 73).
19. AİHM; bir eylemin Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci
fıkrası uyarınca suç isnadı kapsamında kalıp kalmadığını belirlemek amacıyla
uygulamada Engel ölçütleri olarak bazı kriterler belirlemiştir. Bu kapsamda
öncelikle eylemin iç hukuktaki nitelenmesi dikkate alınmaktadır. İkinci kriter
ise fiilin niteliğine ilişkindir. Bu kriter açısından fiilin suç karakteri ve
özelliği taşıyıp taşımadığı, caydırma ve cezalandırma amacı içerip içermediği
irdelenecektir. Bununla birlikte eylemin ve bu eylem için öngörülen cezanın
niteliği ve ağırlığı da gözetilecektir. Son kriter bakımından ilgili kişinin
maruz kalabileceği cezanın ciddiyet derecesi önem taşımakta ve öngörülen
cezanın olası en yüksek miktarı dikkate alınmaktadır. Bu anlamda hürriyeti
bağlayıcı cezalar ulusal mevzuatta disiplin suçu olarak düzenlenmiş olsa bile
cezai sahada suç isnadı olarak kabul edilebilir (Engel ve diğerleri/Hollanda,
B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 81; Campbell ve
Fell/Birleşik Krallık, B. No: 7819/77; 7878/77, 28/6/1984, § 67).
20. AİHM, duruşmanın düzen ve disiplinini bozan kişiye
hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesini Engel ölçütlerinden hareketle adil
yargılanma hakkının suç isnadına ilişkin boyutu kapsamında görmektedir. Nitekim
AİHM, avukat olan bir başvurucu hakkında beş günlük disiplin hapsine karar
verilmesini suç isnadı kapsamında değerlendirmiştir. AİHM bu başvuruda,
suçlamayı öğrenme hakkının yanı sıra mahkemenin tarafsızlığının hem objektif
hem de subjektif yönden ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Kyprianou/Kıbrıs
[BD], B. No: 73797/01, 15/12/2005, §§ 118-141).
21. AİHM, başvurucunun mahkemeye saygısızlıktan ötürü
nezarethanede üç gün idari gözetim altına alınmasını değerlendirdiği Zaicevs/Letonya
(B.No: 65022/01, 31/7/2007, §§ 50-57) kararında, Sözleşme'ye ek (7) No.lu
Protokol'ün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki suç kavramının
Sözleşme'nin 6. maddesindeki suç isnadı kavramına karşılık geldiğini
vurgulamıştır. Buna göre Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol'ün 2. maddesinin
uygulanabilmesi için öncelikle ortada suç isnadına ilişkin bir uyuşmazlık
olması gerekmektedir. Somut olayda AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesine ilişkin
başlıkta bu uyuşmazlığın Engel ölçütlerine göre zaten suç isnadı olarak
tespit edildiğini belirttikten sonra hükûmetin Sözleşme'ye ek (7) No.lu
Protokol'ün 2. maddesinin (2) numaralı fıkrası anlamında ortada hafif
nitelikte bir suç bulunduğu ve bunun da iki dereceli yargılama hakkı
açısından istisna teşkil ettiği savını yanıtlamıştır. Kanunun hürriyeti
kısıtlayıcı yaptırım öngördüğü bir fiilin hafif nitelikte olarak
sınıflandırılamayacağını belirten AİHM, başvurucunun bu karara karşı kanun
yollarına başvuramamasının iki dereceli yargılama hakkını ihlal ettiği sonucuna
varmıştır.
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
22. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Hükmün Denetlenmesini Talep Etme Hakkının İhlal
Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları
23. Başvurucu; şartları oluşmamasına rağmen disiplin
hapsi kararı verildiğini ancak disiplin ara kararında karara gidilebilecek
itiraz yolunun belirtilmediğini, bu karara karşı kanun yollarına
başvuramadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, adil
yargılanma hakkı kapsamındaki bazı güvencelerin, suç ve cezada kanunilik
ilkesinin, aynı fiil nedeniyle tekrar yargılanmama veya cezalandırmama
ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Bakanlık görüşünde; duruşma düzeni ve disiplinini
sağlamaya yönelik emre muhalefet niteliğindeki eylemin sonucu olarak düzenlenen
yaptırımın türünün ve miktarının ulaşılmak istenen amaç için elverişli ve
gerekli olduğu, amaç ve araç arasında makul bir dengenin gözetildiği, bu
hususun kanun koyucunun takdir alanında olduğu ve öngörülen yaptırımın türü ve
miktarı yönünden ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı ifade edilmiştir.
Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formundaki
açıklamalarını yinelemiştir.
2. Değerlendirme
25. Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti"
başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve
savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin
Anayasa'nın 36. maddesi kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkı
kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Uygulanabilirlik
Yönünden
27. Sözleşme’ye ek (7) No.lu Protokol’ün 2. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet ve cezaların
denetlenmesini talep hakkı güvenceye bağlanmıştır.
28. Anayasa Mahkemesi, somut norm denetiminde verdiği
27/12/2018 tarihli ve E.2018/71, K.2018/118 sayılı kararıyla hükmün
denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen hak
arama hürriyeti ile güvence altına alındığına hükmetmiştir. Dolayısıyla hükmün
denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen hak
arama hürriyeti kapsamında anayasal güvence altında olduğu, bu nedenle Sözleşme’ye
ek (7) No.lu Protokol ile Anayasa’nın ortak koruma alanında bulunduğu
anlaşılmaktadır.
29. Ortak koruma alanında olan hükmün denetlenmesini
talep etme hakkı, konusu bir suç isnadına dayanan ya da medeni hak ve
yükümlülüklere ilişkin olan tüm yargılamalar için geçerlidir (AYM, E.2021/34,
K.2022/21, 24/02/2022, § 16). Ancak Anayasa Mahkemesi içtihadında suç isnadına
ilişkin yargılamalarda hükmün denetlenmesini talep etme hakkının daha da önemli
hâle geldiği kabul edilmektedir. Dahası müdahalenin suç isnadıyla bağlantısının
kurulması Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütlerin uygulanması bakımından da
oldukça önemlidir. Bu nedenle öncelikle somut olayda suç isnadına ilişkin
bir uyuşmazlık olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
30. Anayasa Mahkemesine göre suç, ceza, mahkûmiyet gibi
kavramların sadece klasik ve teknik anlamda ceza yargılaması hukukuna özgü
kavramlar olarak değerlendirilmeyip anayasal anlamda özerk bir yoruma tabi
tutulması gerekir (AYM, E.2020/21, K.2020/53, 01/10/2020, § 17). Bununla
birlikte hükmün denetlenmesini talep etme hakkında belirtilen hüküm kavramının
da anayasal anlamda özerk olarak yorumlanması icap etmektedir. Anılan hak
açısından hüküm, sadece duruşma sonunda verilen ve son karar
niteliğindeki kararlar bakımından değil bazı tali yargılamalarda ilgili
aleyhine ağır hukuki sonuçlar doğuran, davanın esasıyla birlikte denetlenmeyen
veya esasa ilişkin kararla birlikte kaldırılması mümkün olmayan kararların
da hüküm niteliği kazanması mümkün olabilir.
31. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki
yerleşik içtihadına göre ceza hukuku yaptırımı olarak düzenlenmeyen ve
geleneksel ceza davasına konu olmayan idari yaptırımlar (kabahatler) cezanın
üst sınırı, niteliği, miktarı, kişi üzerinde oluşturduğu etki ve sonuçlar
yönünden ciddiyeti ve ağırlığı gözetilerek anayasal anlamda özerk bir yorumla
ceza olarak nitelendirilebilmektedir. Bu kapsamda idari para cezalarını
konu alan ve idari yargıda görülen bazı davalar da adil yargılanma hakkının suç
isnadı yönü kapsamında incelenmiştir (Hasan Cihan [1. B.], B. No:
2016/14869, 24/10/2019; Uyaroğlu Akaryakıt İnşaat Turizm San. ve Tic. Ltd.
Şti. [1. B.], B. No: 2014/2303, 5/4/2018; Salim Koç [1. B.], B. No:
2014/2540, 29/11/2018).
32. Bir yaptırımın veya hukuki bir tasarrufun/işlemin
hangi koşullarla suç isnadı niteliğinde sayılıp suç ve cezalara ilişkin
güvenceler kapsamında değerlendirilebileceği daha önce Anayasa Mahkemesi
kararlarında açıkça ifade edilmiştir (D.M.Ç. [1. B.], B. No: 2014/16941,
24/1/2018; B.Y.Ç. [2. B.], B. No: 2013/4554, 15/12/2015; Selçuk
Özbölük [1. B.], B. No: 2015/7206, 14/11/2018; Muhsin Hükümdar [1.
B.], B. No: 2016/15853, 7/11/2019, § 22). Anılan kararlarda bir yaptırımın
özerk yorum kapsamında ceza olarak görülüp görülemeyeceğine dair AİHM'in
geliştirdiği ve Engel ölçütleri olarak bilinen test uygulanmıştır. Diğer
bir ifadeyle bu test uygulanmadan idari para cezaları ya da diğer idari
yaptırımlar otomatik olarak suç isnadı kapsamında ele alınmamaktadır. Buna göre
ilk olarak verilen cezanın klasik ceza hukuku kategorilerinde yer alan bir
yaptırım şeklinde düzenlenip düzenlenmediğine bakılmaktadır. Eğer ceza
hukukunda düzenlenen bir yaptırım söz konusu değilse ikinci olarak fiilin
niteliği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda başvuruya konu cezai sürecin herkes
için bağlayıcılığı olan genel bir etki yaratıp yaratmadığı, kamu gücünü
kullanan bir kamu otoritesi tarafından yürütülüp yürütülmediği, fiilin
cezalandırıcı ve caydırıcı bir amacının bulunup bulunmadığı birer alt ölçüt
olarak değerlendirilmektedir. Nihayet üçüncü kriter olarak kişiye verilebilecek
cezanın ağırlığı ve niteliğine(özellikle cezanın hürriyeti bağlayıcı nitelikte
olup olmadığına) bakılmaktadır.
33. Duruşmanın belli bir düzen ve disiplin içinde
yürütülmesi, adil bir yargılama yapılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu
nedenle ilgili usul kanunları, bu konuda mahkeme başkanına (veya hâkime) bazı
yetkiler tanımıştır (bkz. §§ 11, 12). Anılan hükümlere göre duruşmanın idaresi
ve belli bir düzen içinde yürütülmesi mahkeme başkanı (veya hâkim) tarafından
sağlanacaktır. Mahkeme başkanı (veya hâkim) duruşmanın düzen ve disiplininin
sağlanması için durumun gerekli kıldığı tedbirleri alabilecek ve uyarılarda
bulunulabilecektir.
34. Ancak bazı durumlarda duruşmanın düzen ve
disiplininin tedbir alınarak ve uyarılarda bulunularak sağlanması güç olabilir.
İşte bu gibi hâllerde kişilerin salondan çıkarılması da emredilebilecektir. Bir
kimse, dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden
olursa 5271 sayılı Kanun'un 203. maddesi uyarınca yakalanır ve hakkında dört
güne kadar disiplin hapsi uygulanır.
35. Anılan hükümde duruşma düzenini bozmaya ve mahkeme
huzurunda uygun olmayan davranışlarda bulunmaya yönelik eylemler sebebiyle
uygulanacak yaptırımın türü disiplin hapsi olarak belirlenmiştir. Disiplin
hapsi 5271 sayılı Kanun’un 2. maddesinde “kısmî bir düzeni korumak amacıyla
yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara
çevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme
hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyen
hapis” biçiminde tanımlanmıştır. Disiplin hapsi, klasik anlamda bir suç
karşılığı uygulanan ceza hukuku yaptırımı olmayıp kısmi bir düzeni korumak
amacıyla yaptırım altına alınmış olan bir fiilin işlenmesinden dolayı
verilmektedir (bazı ekleme ve değişikliklerle birlikte bkz. AYM, E.2018/1,
K.2018/83, 11/07/2018, § 19). Disiplin hapsinin bir mahkeme tarafından
verileceği ve kişinin hürriyetini kısıtlayacağı hususu kuşkusuzdur. Bu tür
kararların davanın esasıyla birlikte istinaf veya temyizde etkili şekilde
denetlenmesi de mümkün değildir. Çünkü davanın esasının incelendiği evrede
disiplin hapsi çok önceden yerine getirilmiş olmaktadır.
36. Somut olayda duruşmanın düzenini bozduğu gerekçesiyle
başvurucu hakkında bir gün disiplin hapsi uygulanmasına karar verilmiştir.
Yukarıda yer verilen ilkeler bağlamında başvuruya konu yaptırımın klasik
niteliği (hürriyeti kısıtlayıcı özelliğinin bulunması), süresi, kişi üzerinde
oluşturduğu etki ve sonuçları yönünden ciddiyeti ve ağırlığı gözetilerek somut
olaydaki disiplin hapsinin ceza ve buna ilişkin uyuşmazlığın suç
isnadına ilişkin bir uyuşmazlık niteliğinde sayılması gerektiği
değerlendirilmiştir (AİHM'in benzer sonuca ulaştığı karar için bkz. § 21).
Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinin suç isnadına ilişkin uyuşmazlıklar
boyutuyla somut olay yönünden uygulanabilir olduğuna karar vermek gerekir.
b. Kabul Edilebilirlik Yönünden
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı
38. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında
herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip
olduğu güvence altına alınmıştır. Anılan hükümle yargı organlarına davacı ve
davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma
ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu düzenleme ile güvence
altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir temel hak niteliği taşımasının
ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve
bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (bazı
farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2017/120, K.2018/33, 28/3/2018, § 17).
39. Hak arama, kişinin maddi ve manevi varlığını
geliştirme hakkı ve insan onuru kavramıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle
demokratik hukuk düzenlerinde hakların korunmasını ve hak ihlallerinin
giderilmesini temin edebilecek hukuki yollar öngörülmüştür. Nitekim Anayasa
Mahkemesi de kararlarında hak arama özgürlüğünün hukuk devletinin başlıca
ölçütü ve demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu ifade etmiştir
(AYM, E.1991/2, K.1991/30, 19/9/1991; E.2014/86, K.2015/109, 25/11/2015, § 91;
E.2020/21, K.2020/53, 1/10/2020, § 11). Bu doğrultuda Anayasa’nın 40.
maddesinde hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin yetkili makama
geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen yasama organına dilekçe
verme hakkı ile bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakları da anayasal
güvence altına alınan hak arama yolları arasındadır (AYM, E.2021/34, K.2022/21,
24/02/2022, § 12).
40. Yukarıda da belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi,
mahkemelerce verilen hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesini
talep etme hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü
kapsamında güvence altına alındığını belirtmiştir (AYM, E.2018/71, K.2018/118,
27/12/2018, § 10; E.2020/21, K.2020/53, 1/10/2020, § 19).
41. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, kişinin
aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden
geçirilmesini ve denetlenmesini isteyebilmesini teminat altına almaktadır (AYM,
E.2018/71, K.2018/118, 27/12/2018, § 12). Bununla birlikte anılan hak, bireye
bir suçlamanın yöneltilmesi ve sonucu itibarıyla bireyi bir cezaya maruz
bırakması sebebiyle temel hak ve özgürlüklere daha ağır müdahalelerin söz
konusu olduğu suç isnadını konu alan yargılamalar alanında daha geniş bir
uygulama alanı bulurken diğer alanlarda daha esnek uygulanabilecektir (AYM,
E.2021/34, K.2022/21, 24/02/2022, § 22).
42. Yargılamanın konusu cezai konular olduğunda mahkeme
kararlarının denetlenmesi ihtiyacı daha da önem kazanmaktadır. Nitekim
uluslararası sözleşmelerde de hükmün denetlenmesinin bir hak olarak tanındığı
görülmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol’ün
2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde “Mahkeme tarafından
ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya
hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama
hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle mahkemece verilen mahkûmiyet ve
cezaların denetlenmesini talep hakkı güvenceye bağlanmıştır. Yine Türkiye’nin
taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin
(5) numaralı fıkrasında da “Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet ve
cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden
incelenmesi hakkına sahip olacaktır.” biçiminde benzer bir kurala yer
verilmiştir (AYM, E.2021/34, K.2022/21, 24/02/2022, § 17).
43. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının -tabiatı
itibarıyla- devletin kanuni düzenleme yapmasını gerektirdiği açıktır. Kişilerin
ne şekilde bu haktan yararlanacakları ve bu hakkın temini bakımından nasıl bir
sistemin kurulacağı hususunda kanun koyucunun geniş takdir yetkisi
bulunmaktadır (AYM, E.2018/71, K.2018/118, 27/12/2018, § 15).
44. Uygulamada asıl yargılamayı yapan mahkeme disiplin
hapsini gerektirir eylem ortaya çıkar çıkmaz duruşma düzenini sağlamak için
disiplin hapsine karar vermektedir. Duruşma düzenini korumak amacıyla
yaptırım altına alınmış olan fiille ilgili olarak ayrı bir dava açılmamaktadır.
Genellikle ara kararıyla ve duruşmanın düzeni bozulan oturumunda veya keşif
sırasında disiplin hapsine hükmedilmektedir.
45. Somut olayda başvurucu, disiplin hapsi kararına karşı
itiraz kanun yoluna başvuramamıştır. Duruşmanın düzenini korumak amacıyla
verilen disiplin hapsi kararlarının asıl davanın esasıyla birlikte başka bir
kanun yolunda (istinaf veya temyiz) etkili şekilde denetlendiğine ilişkin bir
uygulamanın da bulunmadığı anlaşılmıştır. Nitekim somut olayda da disiplin
hapsi kararı ceza davası sonucunda verilen hükümle birlikte istinaf kanun
yolunda denetlenmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun aleyhine hükmedilen disiplin
hapsinin bir başka mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme imkânından
yoksun bırakılmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik bir
müdahale oluşturduğu açıktır.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
46. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
47. Anayasa’nın 36. maddesinde hükmün denetlenmesini
talep etme hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiştir. Dolayısıyla bu hak
bazı sınırlamalara tabi tutulabilir. Ancak hükmün denetlenmesini talep etme
hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun düşebilmesi için Anayasa’nın 13.
maddesinde öngörülen ölçütlere uygun olarak yapılması gerekir.
48. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkına
yapılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen ölçütlere uygun olmadığı
takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan
söz konusu hakkı ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde
öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, meşru
amaç taşıma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun
olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
49. Anayasa’nın 13. maddesinde genel olarak tüm temel hak
ve hürriyetlere yönelik sınırlamaların kanunla yapılabileceği düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu ölçüt bakımından öncelikle sınırlamayı ya da müdahaleyi
öngören şeklî manada bir kanunun varlığını aramaktadır (Ali Hıdır Akyol ve
diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).
50. Öte yandan Anayasa Mahkemesi kanunilik ölçütünü
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlamakta
ve şeklî anlamda kanunun varlığı kadar kanun metninin bireylerin
davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirlilik taşıması
gerektiğini de kabul etmektedir. Diğer bir deyişle hukuk devleti ilkesinin bir
gereği olarak kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde kanunun
kalitesi de önem arz etmektedir (AYM, E.2014/122, K.2015/123, 30/12/2015, § 65;
AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; AYM, E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015,
§ 5; Koç Holding Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı [2. B.], B. No:
2016/15421, 12/11/2019, §§ 54, 55; Necmiye Çiftçi ve diğerleri [1. B.],
B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Bu bağlamda müdahalenin kanuna dayalı
olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir
kanun hükümlerinin bulunmasını da gerektirir (Türkiye İş Bankası A.Ş.
[GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
51. Duruşmanın düzen ve disiplinini sağlamak için
disiplin hapsine hükmetme, mahkeme kararı şeklinde olmaktadır. 5271 sayılı
Kanun'un 267. maddesinde “Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde,
mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.” denilmiştir. Anılan
maddeye göre -kural olarak- mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yoluna
başvurulamaz. Bununla birlikte bu kuralın istisnası olarak sözü edilen fıkrada
ancak kanunun izin verdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna
müracaat edilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'da, duruşma düzeninin
bozulması sebebiyle verilen disiplin hapsi kararlarına karşı itiraz yoluna
gidilebileceğine ilişkin olarak istisnai nitelikte bir düzenlemeye de yer
verilmemiştir. Hâlbuki beyanda bulunmaktan veya yeminden kaçınan tanığın belli
bir süre disiplin hapsine konacağını öngören 5271 sayılı Kanun'un 61.
maddesinde bu şekilde verilen disiplin hapsine karşı itiraz yolunun açık olduğu
belirtilmiştir.
52. Bu durumda başvurucunun duruşma düzenini bozduğu
gerekçesiyle aleyhine hükmedilen disiplin hapsi kararına karşı itiraz kanun
yoluna başvuramaması 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesinden kaynaklanmaktadır.
Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
(2)Meşru Amaç
53. Anayasa’nın 36. maddesinde hükmün denetlenmesini
talep etme hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla
birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından
kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan
Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen
ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil
edebilir (AYM, E.2022/135, K.2023/30, 16/02/2023, § 30).
54. 5271 sayılı Kanun'un 203. maddesine göre duruşmanın
düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır. Bu kapsamda mahkeme
başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin salondan çıkarılmasını
emredebilir. Dışarı çıkarılması sırasında direnç gösteren veya karışıklıklara
neden olan kimseler yakalanıp haklarında dört güne kadar disiplin hapsi
uygulanabilecektir. Anılan disiplin hapsi kararına karşı bir kanun yolu
öngörülmeyerek kararın hemen yerine getirilmesinin amacının hâkimin adil bir
yargılamanın yapılabilmesi için duruşmanın düzen ve disiplinini sağlama
konusundaki otoritesini kesintisiz olarak korumak olduğu anlaşılmaktadır.
55. Bu nedenle başvurucunun hükmün denetlenmesini talep
etme hakkına yönelik müdahalenin meşru amacı bulunmaktadır.
(3)Ölçülülük
56. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yapılan
müdahalenin meşru bir amacı takip etmesi yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması
da gerekir.
57. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve
orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik
öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın
zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile
ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen
sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi
gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; AYM,
E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; AYM, E.2023/36, K.2023/142, 26/07/2023, §
18).
58. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkının
sınırlanması için seçilen aracın öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli
olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte
olmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi
gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye
elverişli olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi
hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır sınırlama oluşturan
aracın seçimi hususundaki tercih, Anayasa’ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi
müdahale/sınırlama aracının tercih edileceği hususunda kanun koyucunun takdir
yetkisi bulunmaktadır (AYM, E.2020/21, K.2020/53, 01/10/2020, § 32).
59. Ayrıca hükmün denetlenmesini talep etme hakkına
yönelik müdahaleler orantılı olmalıdır. Orantılılık, amaç ile araç
arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre hükmün
denetlenmesini talep etme hakkına yönelik müdahaleyle ulaşılmak istenen meşru
amaç ve aleyhine hüküm kurulan kişinin bu hükmü denetlettirebilmesindeki
bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca
ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile
kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir(AYM, E.2020/21,
K.2020/53, 1/10/2020, § 33).
60. Hâkimin adil bir yargılamanın yapılabilmesi için
duruşmayı belli bir düzen ve disiplin içinde yürütme konusundaki otoritesinin
kesintisiz olarak korunması amacına ulaşma yönünden disiplin hapsi kararına
karşı bir kanun yolu öngörülmemesinin elverişli bir araç olduğu
anlaşılmaktadır.
61. İkinci olarak belirtilen aracın gerekli olup
olmadığı incelenmelidir. Gereklilik, yukarıda da ifade edildiği üzere
hedeflenen amaca ulaşılması için hakka en az müdahale teşkil eden aracın
seçilmesini ifade etmektedir. Yargı mercilerinin otoritelerinin kesintisiz
korunması amacıyla hangi tedbirlerin gerekli olduğunun değerlendirilmesinde
elbette kanun koyucu takdir yetkisine sahiptir. Belirli bir ağırlık seviyesinin
altındaki uyuşmazlıklarda verilen kararlara karşı bir kanun yolunun
kapatılması, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında öngörebileceği ve
ilgililere hafif külfet yükleyen tedbirlerden biri olarak değerlendirilebilir.
Ancak kişinin özgürlüğünün sınırlandırılması sonucunu doğuran kararların denetime
tabi tutulmasının önemi inkâr edilemez.
62. Hürriyeti bağlayıcı niteliği olan yaptırımların hafif
nitelikte olduğunun değerlendirilmesi mümkün değildir. Hâkimin yargılamayı
belli bir düzen ve disiplin içinde yürütmesi için otoritesinin kesintisiz olarak
korunması amacı, söz konusu kararın derhâl yerine getirilmesi dışındaki
seçeneklerle de sağlanabilir. Bu tür kararlara karşı acele kanun yollarının
açılması ve kanun yollarındaki incelemenin kısa sürede yapılmasının öngörülmesi
yoluyla da bu amaca ulaşılabilir. Dolayısıyla diğer alternatifler
değerlendirilmeden disiplin hapsi kararına karşı denetim imkânının tanınmaması
nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik müdahalenin gerekli
olmadığı sonucuna varılmıştır.
63. Müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna
varıldığından ölçülülük açısından ayrıca orantılılık incelemesi
yapılmamıştır.
64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan hükmün denetlenmesini talep etme hakkının
ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
B. Kötü Muamele
Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
65. Başvurucu, disiplin hapsi kararının infazı amacıyla
kolluk görevlilerinin kendisini yakaladıklarında hukuka aykırı şekilde
davrandıklarını ve bu nedenle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
66. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı
ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna
ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma
yapılmalıdır. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını
da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969,
18/9/2013, § 25).
67. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü
kapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin
belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa
dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının
sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25).
68. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu
görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmüştür.
Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye
ilettiğine dair bir bilgi veya belge sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde
mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu
anlaşılmıştır.
69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
C. İfade
Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
70. Başvurucu, hakkında disiplin hapsi uygulanması
nedeniyle ifade hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
71. Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca, ifade
özgürlüğüne müdahale olduğunun kabulü için ilgilinin davranışının hukuk
ya da ceza yargılaması çerçevesinde -kural olarak- nihai bir yaptırıma tabi
tutulması gerekir (Cihan Aydın [2. B.], B. No: 2021/421, 7/3/2024, § 19;
kovuşturmanın ertelenmesi kararının ifade özgürlüğüne müdahale kabul
edildiği karar için bkz. Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §
69-79; tutuklama kararı için bkz. Erdem Gül ve Can Dündar [GK],
B. No: 2015/18567, 25/2/2016). Kişi hakkında uygulanan yaptırımın ifade
özgürlüğüne müdahale teşkil edip etmediği her başvuru konusu olayın kendine
özgü şartları altında değerlendirilmelidir.
72. Başvuru konusu olayda başvurucunun dışarı çıkarılması
sırasında direnç göstererek kargaşaya neden olduğu, hâkiminin uyarılarına
rağmen uzunca bir süre duruşma salonunu terk etmediği ve kolluk görevlilerinin
zoruyla duruşma salonundan çıkarıldığı gerekçesiyle başvurucu hakkında disiplin
hapsi uygulanmıştır. Dolayısıyla yaptırımın başvurucunun ifade özgürlüğü
kapsamındaki bir davranışından dolayı değil duruşma salonundan çıkarılması
sırasında neden olduğu belirtilen kargaşayla duruşma düzen ve disiplinini bozma
eyleminden kaynaklandığı görülmüştür. Bu nedenle başvurucunun Anayasa'nın 26.
maddesinin birinci fıkrasında korunan ifade özgürlüğünün kullanılmasına bir
müdahalede bulunulmadığı ve buna bağlı olarak ifade özgürlüğüne yönelik bir
ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
73. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
74. Başvurucu 50.000 TL manevi tazminat talebinde
bulunmuştur.
A. Genel İlkeler
75. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde
yer almaktadır.
76. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.
No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl
ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. 6216 saylı
Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre esas inceleme kapsamında
bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadan
kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı
fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına
göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna
göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili temel hak ve hürriyetin ihlal
edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının
belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de gerekir (Mehmet Doğan, § 54).
77. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal
edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle
getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için
ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,
ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan
kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların
giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması
gerekir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
78. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi
gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veya
yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun
giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,
§ 57).
79. İhlal, idari makamların veya derece mahkemelerinin
Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanun
hükmünü uygulamaları sebebiyle ortaya çıkmışsa bu ihlal kanunun uygulanmasından
değil doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Bu durumda söz konusu ihlalin bütün
sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi için ancak ihlale yol açan
kanun hükmünün ortadan kaldırılması veya ilgili hükmün yeni ihlallere yol
açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ya da yeni ihlallere yol açılmasının
önüne geçilmesi için belirsizliğin giderilmesi suretiyle giderilebilir (Süleyman
Başmeydan [GK], B. No: 2015/6164, 20/6/2019, § 70).
80. Bunun yanında bazı hâllerde sadece kanuni düzenleme
yapılması ihlalin tüm sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeterli
olmayabilir. Bu durumda ise bireysel başvuru kapsamında mağdurların ihlalden
kaynaklanan maddi ve manevi zararlarını telafi edici birtakım tedbirlerin
alınması da gerekebilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 68;
Nevriye Kuruç [GK], B. No: 2021/58970, 5/7/2022, § 105).
B. İlkelerin Olaya Uygulanması
81. İncelenen başvuruda, kişinin hürriyetinin
kısıtlanması sonucunu doğuran disiplin hapsi kararlarının denetime tabi
kılınmaması nedeniyle başvurucunun hükmün denetlenmesini talep etme hakkının
ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
82. Anayasa'nın "Başlangıç" bölümünde,
kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına
gelmediği ancak belli yetki ve görevlerin kullanılmasından ibaret olduğu,
erkler arasında medeni bir iş bölümü ve iş birliği ilişkisinin bulunduğu
belirtilmiştir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen yetki ve
görevlerini yerine getirerek disiplin hapsi kararlarının hukuka aykırı olarak
uygulandığı durumlarda kararın denetiminin yapılması gerektiği tespitini
yapmıştır. Dolayısıyla bu tür kararların denetimine imkân veren düzenlemelerin
yapılması benzeri ihlallerin de önüne geçerek bireysel başvurunun amacı ve
işlevine de uygun olacağından Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer
alan bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açtığı tespit edilen söz konusu
yapısal sorunun çözümü için kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için yasama
organına gönderilmesi gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.
E.Y. [GK], B. No: 2018/10482, 14/12/2022, § 65).
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe
katılmamışlardır.
83. Diğer taraftan kararın bir örneğinin yasama organına
gönderilmesi somut başvuru bağlamında başvurucunun ihlalden kaynaklanan
mağduriyetini bütünüyle gidermemektedir. Başvurucu hakkındaki disiplin hapsi
yerine getirilmiştir. Buna göre ihlalin sonuçlarına ilişkin eski hâle getirme
kuralı çerçevesinde başvurucunun varsa maddi ve manevi zararlarının da
giderilmesi gerekir. Bu nedenle ihlalin niteliği dikkate alınarak ve talebiyle
bağlı kalınarak başvurucuya 50.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği
sonucuna ulaşılmıştır.
84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harçtan
oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan
hükmün denetlenmesini talep etme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
OYBİRLİĞİYLE,
D. Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir
örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
E. 257,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin
başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun
Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde
yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten
ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Derinkuyu Asliye Ceza
Mahkemesine (E.2017/154, K.2018/78) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 18/9/2025 tarihinde karar verildi.
GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz tarafından Ceza Muhakemesi Kanununda
duruşma disiplininin bozulmasıyla ilgili disiplin hapsi kararlarına karşı
itiraz (veya başka bir) kanun yoluna gidilebileceğine ilişkin bir düzenlemeye
yer verilmediği için hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine
karar verilmiş, ayrıca ihlalin Kanunun 267. maddesinden kaynaklandığı sonucuna
ulaşılmıştır (par. 51-52, 62). Yine mahkememiz çoğunluğunca ihlalin giderim
yöntemi olarak ise tazminat verilmesi dışında kararın yasama organına
bildirilmesiyle yetinilmiştir (bkz. par. 82). Bununla birlikte düşüncemize göre
esasen kanundan kaynaklanan ihlalin giderimi amacıyla Anayasa’nın 152.
maddesinde öngörülen itiraz davası ile iptal yolunun işletilmesi gerekmektedir.
2. Doktrinde sıkça belirtildiği üzere Anayasa
Mahkemesi’nin iki statüsü bulunmaktadır. İlki “Anayasa Organı” statüsü,
ikincisi ise “Yüksek Mahkeme” statüsüdür. Anayasa Organı statüsü, Mahkemenin
anayasanın üstünlüğü ilkesinin (m.11) gerçekleştirilmesi ve dolayısıyla
Anayasada öngörülen hukuksal ve siyasal sistemin sürdürülebilirliğinin
sağlanması amacıyla donatıldığı yetkilerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle
anayasal denetimle yüksek devlet iradesine katkı sağlama yetki ve fonksiyonu
nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin yasama ve yürütme organları ile birlikte üçüncü
Anayasa Organı olduğu kabul edilmektedir (bkz. Hekimoğlu, M. M. (2004). Alman
Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları, Ankara: Detay
Yayıncılık, s. 65-73; Grabenwarter, C. (2014). Hukuk Düzeni Hiyerarşisinde
Anayasa, Kafkas, H. (Çev.), içinde Depenheuer, O. ve Grabenwarter, C. (Ed.),
Doğan, İ. (Çev. Ed.), Anayasa Teorisi (s. 403-428), Ankara: Lale
Yayıncılık, s. 418-421; Gören, Z. (2020). Anayasa Hukuku, 5. B, Ankara:
Yetkin Yayınları, 2020, s. 307).
3. Anayasa Mahkemesi’ne Yüksek Mahkeme statüsü ile önemli
görevler verilmiştir. Anayasa’da Mahkeme’ye verilen görevlerden ilki
kanunların, TBMM İç Tüzüğü’nün, Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Anayasa’ya
uygunluğunun denetimi, siyasi partilerin mali denetimi ve TBMM’nin
milletvekilleri hakkındaki bazı kararlarının denetlenmesiyle ilgilidir. Bu
görev ve yetkiler, yasama ve yürütme organlarının ilgili işlemlerinin
Anayasa’ya uygunluğunu denetleme ve aykırı bulunması durumunda iptal kararı
verilmesi amacıyla verilmiştir. Bu görevler Mahkeme Genel Kurulu tarafından
yerine getirilmektedir. Anayasa’ya göre düzenleyici işlemlerin (kanun, İçtüzük,
CBK) Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesinin amacının ise, hukuk düzeninde
Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin iptal kararlarıyla ortadan kaldırılmasının ve
yeni bir düzenleme yapılmasının yasama organının takdirine bırakılması olduğu
anlaşılmaktadır.
4. Anayasa’nın 152. maddesinde “bir davaya bakmakta
olan mahkemenin uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse … Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda
vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” denilerek mahkemelere itiraz
yoluyla somut norm denetimine başvurma yetki ve görevi verilmiştir. Başka
deyişle itiraz yoluyla iptal istemi mahkemeler için hem bir yetki, hem de
Anayasa’ya aykırı normun denetlenmesini sağlama yönünde verilen bir görev
niteliğindedir.
5. Yukarıda değinildiği üzere Anayasa uyarınca Anayasa
Mahkemesi düzenleyici işlemlerin denetimi dışında başka konularda da
yetkilidir. Örneğin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Yüce Divan görevi kapsamında
bir “ceza mahkemesi” olarak, bireysel başvuru görevi kapsamında Bölümler ve
Genel Kurul ise “anayasal haklar mahkemesi” sıfatıyla çalışmaktadır. Bireysel başvurunun
kendine özgü bir dava niteliğinde olduğu konusunda bir şüphe bulunmamaktadır.
Şu halde Anayasa Mahkemesi, düzenleyici işlemlerin denetimi dışındaki görevleri
sırasında Bölüm ve Genel Kurul olarak çalışmalarında anılan 152. madde yönünden
“diğer mahkeme” niteliğiyle görev icra etmektedir. Bu durumda gerek Yüce Divan
yargılaması gerekse bireysel başvuru yargılaması sırasında Bölümler veya Genel
Kurul’un uygulamakta olduğu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla “norm
denetimi Genel Kurulu’na” itiraz yoluyla iptal isteminde bulunması Anayasa’nın
bir gereğidir.
6. Nitekim Siyasi Parti Kapatma davalarıyla görevli AYM
Genel Kurul’u siyasi parti kapatma davalarında uyuşmazlığa konu davada
uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini
istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’na taşımıştır. Bu yöndeki örnek bazı kararlar
için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50,
12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010. Anayasa Mahkemesi Yüce Divan
sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da aynı yetkiyi kullanabilmektedir.
7. Anayasa’da kurulan hukuksal sistem uyarınca Anayasa’ya
aykırı kurallar soyut ve somut norm denetimi yoluyla iptal edilerek hukukun
üstünlüğü ve hukuk devletinin gerçekleştirilebilmesi sağlanmak istenmiştir. Bu
maksatla yalnızca siyasal partilere iptal davası açma yolu tanınmamış,
mahkemelere de itiraz yoluyla iptal isteminde bulunma görevi yüklenmiştir.
Bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi Bölümü veya Genel Kurulu’nun hak ihlalinin
kanundan kaynaklandığına ilişkin kararı, kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı
olduğu iddiasının çok ciddi olduğu anlamına gelmektedir. Bu durumda kuralın
iptali için ilgili mahkemeler gibi Anayasa Mahkemesi bölümleri veya Genel
Kurulu’nun da Anayasa tarafından görevlendirilmiş olduğu sonucuna ulaşmak
gerekmektedir. Bu nedenle hak ihlalinin giderim yöntemi olarak yeniden
yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesi yerine iptal
istemiyle Anayasa Mahkemesi Norm Denetimi Genel Kurulu’na gönderilmesi Anayasa
ile verilen görevin bir gereğidir.
8. Belirtilen görüşe karşı şöyle bir itiraz akla
gelebilir. Bu itiraz sadedinde 6216 sayılı Mahkemenin Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısında böyle bir düzenleme olduğu halde bu kural yasama
çalışmaları sırasında metinden çıkarıldığına göre, yasama organının Mahkeme’ye
bu görevi vermediğinin söylenebileceği ileri sürülebilir. Fakat anılan Taslak
metninden bu yetkinin çıkartılmasının gerekçesi, bu yetkinin Anayasa’ya aykırı
olduğu görüşü değildir. Gerekçe, yetkinin Mahkemeye verilmesinin tartışmalara
neden olacağı ve yerinde olmayacağı nedenlerine dayandırılmıştır. Taslak
metinde bu yetkinin yer alması ve esasında yetkinin Anayasayla bağdaştığına ilişkin
yaklaşım dahi aslında Anayasa’nın 146 vd. maddeleri ile 152. maddesinin böyle
bir yetkiyi kapsadığı anlamına gelmektedir. 6216 Kanunda Mahkeme’nin görev ve
yetkileriyle ilgili düzenlemelerin kaynağı da Anayasanın 146 ila 153.
maddeleridir.
9. Ayrıca, yasama organına çağrı niteliğinde bir bildirim
yapılmasının da hak ihlalinin ortadan kaldırılabilmesi için yeterli giderim
sağlayabileceği ileri sürülebilir. Gerçekten ihlalin kanundan kaynaklandığı
örneklerde AYM yeniden yargılamada hukuki yarar bulunduğunda ilgili mahkemenin
Anayasa’nın 152. maddesindeki yolu işletebilmesi amacıyla yeniden yargılama
yapılmasına ve kararın yasama organına bildirilmesine karar vermektedir (bkz.
Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022).
10. İhlal kararında yeniden yargılamaya ve ihlalin yasama
organına bildirilmesine karar verilmesine rağmen (itirazen iptal yolu veya yeni
düzenleme yapılması şeklinde bir) giderim sağlanamayan çok sayıdaki kararlar
içerisinde örnek olarak birkaç kararı (Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK],
B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025)
bakılabilir. Giderim sağlanamayan örnekler bakımından hukuk düzeninde
Anayasa’ya aykırı kanun hükümlerinin yürürlükte kalması gibi bir sonuç ortaya
çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu sonuç Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkesini (AY m. 11) ve bu ilkenin güvencesi olan anayasal denetim yolunu
bertaraf etmektedir. Bu nedenle hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleşebilmesi
ve Anayasa’ya aykırı kuralların bir an önce hukuk düzeninden ayıklanabilmesi
için 152. maddede yer alan emredici yetkinin kullanılması gerekmektedir.
11. Açıklanan nedenlerle, giderim yöntemi olarak yeniden
yargılama yapılması ve ihlalin yasama organına bildirilmesi yerine ihlale yol
açan kuralın iptali amacıyla itiraz başvurusu yapılması yönünde karar alınması
gerektiği görüşündeyim.
|
|
|
|
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Duruşma düzenini bozduğu gerekçesiyle başvurucu
hakkında kesin olarak bir gün disiplin hapsi kararı verilmesi nedeniyle hükmün
denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda
Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına
alınan hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmaktayım. Bununla birlikte
Mahkememiz çoğunluğu giderim olarak “Tespit edilen sorunla ilgili olarak
kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine
bildirilmesine” karar vermiştir.
2. Bu dosyada ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın
esasını doğrudan ilgilendiren 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecek
kararlar" başlıklı 267. maddesindeki "Hâkim kararları ile kanunun
gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."
şeklinde yer alan hükümde diğer alternatifler değerlendirilmeden disiplin hapsi
kararına karşı denetim imkânının tanınmaması nedeniyle hükmün denetlenmesini
talep etme hakkını imkansız kılan kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. Bunun
içindir ki bu durumda ulaşılan ihlalin giderimi olarak kanaatimizce bireysel
başvuruya konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kural”ın Anayasa’ya aykırılığının
değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi gerekmektedir.
3. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesinin
sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesiyle
bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme yetkisine sahip
olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde ihlalin ve
sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru yetkisinin doğal
bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.
4. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale
neden olan kanun hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç
duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa
Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna
taşınması gerekmektedir.
5. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin, “Anayasaya
aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı Anayasa’nın 152.
maddesinin birinci fıkrasında “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak
bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı
görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi
olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar
davayı geri bırakır.” şeklinde tanımlanan itiraz başvurusu yoluyla
gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.
6. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde
Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu
uyuşmazlıkta uygulanan açık kanun hükmünden kaynaklanması durumunda,
Anayasa’nın 152. maddesi gereğince “davaya bakmakta olan mahkeme”
sıfatını haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi
yapacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.
7. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi
sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda
bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanunun açık
hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm
denetiminde bu kuralın Anayasa’nın ifade özgürlüğü ile ilgili 26. maddesine
aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan
kanun hükmü iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)
numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış
olacaktır.
8. Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin
giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun
gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel
başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki
yapacak nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun
hükmünün daha farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme
içermesi durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince
incelenmesi gerekir.
9. Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan
kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa
kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan
kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde,
müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda
bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin
dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince
yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan
vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim
yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz
yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali
söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda
ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun
olmayacaktır.
10. Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın
esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle
vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında
bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50.
maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır.
11. Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak
konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda “yetkisizlik
asıl ve yetki istisna” olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm organ, kurum
ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma imkanı
bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya Anayasa ya
da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin hukuk
sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir.
12. Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa
kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan
Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla
çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma
konusunda açık bir yetkisi var mıdır?
13. Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en
üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin
dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar
gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma
yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi
için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel
anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır.
14. Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer
önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak
kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava
konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine
taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı
kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50,
12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010).
15. Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla
gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun
hükümlerinde Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm
denetimi yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir.
16. Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması
gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen
şartların bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde
bulunup bulunmadığıdır.
17. Bu itibarla burada davada “uygulanacak kural”
hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz
yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği
üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk
incelemesini gerçekleştirirken, “uygulanacak kural” ile kastedilenin davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar
olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28,
17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/153, 15/11/2017,
§ 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68,
K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2).
18. Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve
özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi
noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili
bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi
yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama
yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir.
19. Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu
uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru
incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı
görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa
Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür.
20. Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru
inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz
yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın
152. maddesi hükmüdür.
21. Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki
öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da
veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır.
Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden
hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya aykırılık
teşkil edecektir.
22. Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü
karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı
Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi
şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle
Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de
katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile
ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği
Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında
hukuken savunulamaz.
23. Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa
Mahkemesinin siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz
önünde tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği
denetimin önemine binaen bir “anayasal organ” olarak öngörülmüş olup bu
minvalde Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok
daha farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır.
24. Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını
vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin
bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya
aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği
görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki
ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır:
“Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa
Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı,
devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve
Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde
öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi
ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa
Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma
usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir.
Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının
bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği
olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup
fonksiyonunun mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir
mevki verdiği ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini
herhangi bir yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi
mevcut olup, bu bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin
aynı zamanda anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için
sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ
olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da
düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu
olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü
çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda
olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır.
İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa
tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır.
Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama
organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama
organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması
önlenmiştir.
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev
ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma
ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması
nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir
düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade
edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden
kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve yetkilerini
belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz1.
Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve
yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa
tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir.
Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından
oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir2. Anayasa Mahkemesinin oluşumu,
görev ve yetkileri ve çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde
Anayasa’da düzenlenmesi nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik
yapılabilmesi ancak bu konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale
gelebilecektir3.”
(Bkz.: “AYM, E.2023/104, K.2023/177,
K.T.: 11/10/2023” künyeli kararda Yusuf Şevki Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29).
25. Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ
olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası
noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin
Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında
6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu
yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri
bulunmamaktadır.
26. Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin
yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır.
Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce
Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde
de Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki
uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi
sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir.
27. Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir
görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin
-bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü
ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunması (örnek
bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin
Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596,
29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK],
B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152.
maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne
getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar
için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil
İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem
Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1.
B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).
28. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat
uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda
Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece
mahkemelerinde belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet
veren kanun hükmü ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış
veya Anayasa’ya uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece
mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir.
29. Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında
Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de
ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından
kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi
durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile
getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç
alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem
[GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241,
25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma
noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir.
30. Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı
paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin
biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı
sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama
birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde
edilebilir.
31. İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin
kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına
bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması
gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale
sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması
gerekmektedir.
32. Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin
merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan
istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm
kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla
görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına
ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve
sorumluluklar yüklenmiş durumdadır.
33. Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği
gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması
değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve
işbirliğidir. Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi,
kurum ve kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir.
34. Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde
ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece
mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık
kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu
sokulmalıdır.
35. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet
veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak
gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin “kendi kendine başvuru”
biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme
sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda
da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır.
36. Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama
organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz
yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir.
Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları
bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam
anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat
Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir
giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel
başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun
hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir.
37. Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne
dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne
ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca
incelemekte fayda vardır.
38. Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden
kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda
bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa
Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz
yolunun çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır.
39. Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.:
Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı
gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında
değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine
karar vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar
toplam 25 ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur.
Yasama organı ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet
veren kanun hükümlerinde değişiklik yapmıştır.
40. İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa
Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz
[GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve
Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi
uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları
dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret
etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu şekilde
sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı derece
mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm denetimi
yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin önüne
getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine kadar
toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın 152.
maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala ilişkin
somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır.
41. Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de
görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne
alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında
kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm
denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.
42. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin
kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının
daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden
çoğunluğun ulaştığı ““Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir
örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesi”
şeklindeki sonuca katılmamaktayım.
43. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir
hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin
kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz
yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.
44. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel
başvuruda ihlale sebebiyet veren kanun hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması
gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca
katılmamaktayım.