|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Özge ULUKAYA
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Hürmet ALPAY
|
|
|
|
2. İlmiye BAŞYAZICIOĞLU
|
|
|
|
3. Mehmet Kamil
KÖSEOĞLU
|
|
|
|
4. Mustafa ÖZLÜTÜRK
|
|
|
|
5. Mustafa Kemal
ÖZLÜTÜRK
|
|
|
|
6. Osman KÖSEOĞLU
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Burak GÜNEŞ
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin taşınmazın kültürel
varlığına ilişkin eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaksızın düşük
belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvurular 22/7/2020 ve 28/9/2021 tarihlerinde
yapılmıştır. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
4. İkinci Bölüm başvurunun Genel Kurul tarafından
incelenmesine karar vermiştir.
5. 2021/40698 ve 2021/50017 numaralı başvuruların eldeki
başvuruyla birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.
III. OLAY VE
OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Vakıflar Genel Müdürlüğü (İdare) tarafından,
başvuruculara ait olan ve Kayseri'nin Melikgazi ilçesi Camikebir Mahallesi 375
ada 10 parsel sayılı 35,75 m², 11 parsel sayılı 51,50 m² ve 18 parsel sayılı 12
m² yüzölçümlü olan taşınmazların Kayseri Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu
(Koruma Kurulu) kararıyla korunması gereken kültür varlığı olduğuna karar
verilmesi sebebiyle 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanunu'nun 15. maddesi gereği kamulaştırılmasına karar verilmiştir.
8. İdare, başvuruculara karşı Kayseri 7. Asliye Hukuk
Mahkemesinde (7. Asliye Hukuk Mahkemesi) 15/1/2015 tarihinde, Kayseri 5. Asliye
Hukuk Mahkemesinde (5. Asliye Hukuk Mahkemesi) 4/5/2015 tarihinde kamulaştırma
bedeli ve tescil davası açmıştır.
9. Mahkemelerce 22/5/2015 ve 9/6/2016 tarihlerinde keşif
yapılmış ve bilirkişi raporları alınmıştır. Bilirkişi raporlarında belirtilen
hususlar özetle şöyledir:
i. Koruma Kurulu kararıyla dava konusu taşınmazların
korunması gereken tarihî eser vasfında olduğu tespit edilmiştir. Pamukhan
olarak bilinen eser içindeki taşınmazlar, dükkân ve depolama alanı olarak
kullanılmaktadır.
ii. İmar planına dâhil olduğu anlaşılan taşınmazların
konumu, çevresindeki yapılaşmalar, belediye ve diğer kamu hizmetlerinden
faydalanıyor olması nedeniyle arsa vasfında olduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple
taşınmazların kamulaştırma bedeli 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamında emsal
taşınmazlarla mukayese edilerek belirlenmelidir.
iii. Dava konusu taşınmazlarla aynı parsellerde bulunan
ve emsal olduğu belirtilen taşınmazlar, söz konusu taşınmazların satış
işlemlerinde piyasa değerinin yansıtılmaması sebebiyle emsal olarak kabul
edilmemiştir.
iv. Emsal olarak Kayseri'nin Melikgazi ilçesi Cumhuriyet
Mahallesi 254 ada 10 parsel sayılı ve üzerinde yapı bulunmayan arsa vasfındaki
taşınmaz alınmıştır. Anılan emsal taşınmazın 13/1/2011 tarihli satış işleminde
belirtilen satış değeri dikkate alındığında dava tarihleri itibarıyla m² birim
değeri 2.513,96 TL ve 2.636,58 TL'dir.
v. Dava konusu taşınmazlar Cumhuriyet Meydanı'na,
Kazancılar Çarşısı'na ve Kapalı Çarşı'ya yakın konumda olup kesici ev aletlerinin
satıldığı bölgededir. Taşınmazlar her türlü belediye ve kamu hizmetinden
yararlanmaktadır. Emsal taşınmaz ise İnönü Bulvarı'na, Yoğunburç Caddesi'ne ve
Kayseri Lisesine yakın olup ticari iş merkezlerine yakındır. Taşınmaz, her
türlü belediye ve kamu hizmetinden yararlanmaktadır. Dava konusu taşınmazların
ve emsal taşınmazın konumlarının, ticari vasıflarının, merkezî yerlerde ve
çarşı içinde bulunmalarının mukayesesi neticesinde emsal taşınmazın dava konusu
taşınmazdan daha değerli olduğu anlaşılmıştır. Buna göre dava konusu
taşınmazların dava tarihleri itibarıyla m² birim değeri 2.000 TL ve 2.040
TL'dir. Böylece taşınmazların arsa değeri 24.000 TL, 73.287,50 TL ve 105.575,50
TL olarak hesaplanmıştır. Taşınmazların üzerindeki yapıların tarihî eser niteliğinde
olduğu dikkate alındığında yapıların Çevre ve Şehircilik Bakanlığının tebliğine
göre 5. sınıf D grubu yapı sınıfına dâhil olduğu anlaşılmıştır. Yapıların %60
yıpranma payı gözetildiğinde m² birim fiyatı 2.040 TL olup yapıların toplam
değeri 9.792 TL, 29.172 TL ve 31.518 TL'dir. Böylece dava tarihi itibarıyla
taşınmazların toplam değerleri 10 parsel sayılı taşınmaz için 102.459,50 TL, 11
parsel sayılı taşınmaz için 137.093,50 TL ve 18 parsel sayılı taşınmaz için
33.792 TL'dir.
vi. Ancak kamulaştırılan taşınmazların ticari vasfının
yüksek olması, şehir merkezinde bulunması ve taşınmazlarda günlük ihtiyaçlara
yönelik ürünlerin satılması nedeniyle 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesinin
birinci fıkrasının (ı) bendi gereğince %150 oranında objektif değer artışı
uygulanmalıdır. Objektif değer artışı dikkate alındığında dava konusu
taşınmazların değeri 10 parsel sayılı taşınmaz için 256.148,75 TL, 11 parsel
sayılı taşınmaz için 342.733,75 TL ve 18 parsel sayılı taşınmaz için 84.480 TL
olarak belirlenmiştir.
10. Başvurucular 18/11/2015 ve 9/12/2016 tarihli
dilekçeleriyle bilirkişi raporlarına itiraz etmiştir. Dilekçelerde dava konusu
taşınmazlara komşu olan taşınmazlarla ilgili davada kamulaştırma bedelinin çok
daha yüksek belirlendiğini ve kamulaştırma bedelinin tespitinde taşınmazın
eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmamasına ilişkin 2863 sayılı
Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin Anayasa'ya aykırı
olduğunu belirterek anılan maddenin iptal edilmesi için Anayasa'nın 152. maddesi
gereği Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmasını ve taşınmazın gerçek değerinin
tespit edilmesi için ek bilirkişi raporu aldırılmasını talep etmiştir.
11. Mahkemelerce 14/3/2017 ve 27/12/2016 tarihlerinde
tarafların itirazlarının karşılanması için ek bilirkişi raporu alınmasına karar
verilmiştir. 7/2/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda 18 parsel sayılı
taşınmazın tarihî özelliği olması nedeniyle korunması gerekli eski eser
niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Raporda taşınmazın sanat, eskilik ve enderlik
değerinin yanında ticari vasfının yüksek olması, taşınmazın günlük ihtiyaçlara
yönelik ürünlerin satıldığı bir dükkân olarak kullanılması ve şehir merkezinde
olması nedeniyle objektif değer artış oranının %150 olarak tespit edildiği
açıklanmıştır. Ayrıca dosyaya sunulan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk
Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) kararını değerlendirme yetkisinin Mahkemeye
ait olduğu ifade edilmiş, başvurucuların dava konusu taşınmaza komşu diğer
taşınmazlarla ilgili olarak açtığı davalarda alınan bilirkişi raporları
hakkında değerlendirilmelere yer verilmiştir. Son olarak kök raporda yer alan
tespitlerde değişiklik yapılmasını gerektiren bir durum bulunmadığı
belirtilmiştir. 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili olarak alınan ek
bilirkişi raporlarında kök raporlarda yer alan tespitlerin geçerli olduğu
açıklanmıştır.
12. 7. Asliye Hukuk Mahkemesince 10/4/2018 tarihinde,
dosyada bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının dikkate alınması suretiyle
yeniden değerlendirme yapmak üzere ikinci ek bilirkişi raporu alınmasına karar
verilmiştir. 18/9/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda kök bilirkişi ve 7/2/2018
tarihli ek bilirkişi raporunda yer alan tespitler tekrar edilmiş, bu raporlarda
yer alan kanaatleri değiştiren mahiyette bir durumun tespit edilemediği
açıklanmıştır. Başvurucular 18/9/2018 tarihli ek bilirkişi raporuna itiraz
etmemiş, 30/11/2018 tarihli dilekçelerinde İdarenin Sermaye Piyasası Kurulu
(SPK) lisansına sahip gayrimenkul değerleme uzmanının dâhil olduğu bilirkişi
heyetinden yeniden rapor aldırılması yönündeki itirazını kabul etmediklerini
beyan etmiştir.
13. 5. Asliye Hukuk Mahkemesi 10 ve 11 parsel sayılı
taşınmazların mahallinde iki kez daha keşif yaparak bilirkişi raporları almış
ancak bu bilirkişi raporlarını dikkate almadan 7/3/2019 tarihli kararlarıyla
ilk bilirkişi raporlarında objektif değer artışı uygulanmaksızın 10 parsel
sayılı taşınmaz için 102.602,50 TL ve 11 parsel sayılı taşınmaz için 137.093,50
TL olarak tespit edilen bedellerin davalıların payına göre dağılımının hesaplanması
için bilirkişi raporu almıştır.
14. Asliye Hukuk Mahkemeleri 19/2/2019 ve 12/4/2019
tarihlerinde davaların kabulüne karar vermiştir. Kararlarda dava konusu
taşınmazların başvurucuların dâhil olduğu davalılar adına olan tapu kaydının
iptaline ve taşınmazların Mazbut Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Vakfı (Vakıf)
adına tesciline hükmedilmiş, kamulaştırma bedeli 10 parsel sayılı taşınmaz için
102.602,50 TL, 11 parsel sayılı taşınmaz için 137.093,50 TL ve 18 parsel sayılı
taşınmaz için 33.792 TL olarak belirlenmiştir. 7. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca
başvurucular aleyhine vekâlet ücretine hükmetmiştir. Kararlarda Bölge Adliye
Mahkemesinin 6/4/2017 ve 13/12/2018 tarihli kararlarına değinilerek
kamulaştırma bedeli tespit edilirken objektif değer artışı uygulanmaması
gerektiği açıklanmıştır.
15. Mahkeme kararlarına karşı başvurucular ve İdare
istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucular, istinaf dilekçelerinde dava
konusu taşınmazların bulunduğu Pamukhan'daki diğer taşınmazlar için açılan
davalarda kamulaştırma bedelinin daha fazla belirlendiğini ancak bu hususta
sunulan bilirkişi raporlarının dikkate alınmadığını belirtmiştir. Taşınmazların
üzerindeki yapının değerinin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendi gereğince eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate
alınmadan hesaplanmasının taşınmazların gerçek değerinin tespit edilmesine
engel olduğunu vurgulanmıştır. Anılan maddenin Anayasa'ya aykırı olması
sebebiyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasını talep etmiş, ayrıca 7.
Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurucular aleyhine vekâlet ücretine hükmetmesinin
hatalı olduğunu açıklamış, son olarak dava konusu taşınmazların değerinin düşük
belirlendiğini belirtmiştir.
16. Bölge Adliye Mahkemesi 3/6/2020 tarihinde 18 parsel
sayılı taşınmaz yönünden verilen hükmün yalnızca vekâlet ücreti yönünden
düzeltilmesine 4/6/2021 tarihinde ise 11 parsel sayılı taşınmaz bakımından
davalı olarak gösterilmesine rağmen taşınmaz maliki olmadığı anlaşılan H.Ö.
hakkında husumetten ret kararı verilmemesi ve bir kısım davalı lehine vekâlet
ücretine hükmedilmemesi sebebiyle 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının
kaldırılmasına, H.Ö. yönünden davanın husumetten reddine, diğer davalılar
yönünden ise davanın kabulüne, kamulaştırma bedelinin 137.093,50 TL olarak
tespiti ile 11 parsel sayılı taşınmazın Vakıf adına tesciline karar vermiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi 1/7/2021 tarihli kararıyla 10 parsel sayılı taşınmaz
yönünden istinaf başvurularını reddetmiştir. Kararlarda, taşınmazların arsa
vasfında kabul edilmesinin ve buna göre emsal araştırılması yapılıp tespit
edilen emsallerle kıyaslama yapılarak taşınmazların değerinin tespit
edilmesinin doğru olduğunu belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesine göre
taşınmazların üzerindeki yapıların değeri 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesinin
birinci fıkrasının (h) bendi gereğince yaşına ve sınıfına uygun şekilde Çevre
ve Şehircilik Bakanlığınca yayımlanan listelere göre yıpranma payı düşülerek
tespit edilmiştir. Bu sebeple hükümde düzeltilen hususlar hariç olmak üzere
başvurucuların istinaf itirazları yerinde değildir. Kararlarda Bölge Adliye
Mahkemesi kararının kesin olduğu belirtilmiştir.
17. Nihai kararlar 24/6/2020, 29/8/2021 ve 30/8/2021
tarihlerinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucular 22/6/2020 ve 28/9/2021 tarihlerinde
bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. Kamulaştırma bedelinin tespitiyle ilgili hukuk için
bkz. Abdulaziz Çelik ve diğerleri [1. B.], B. No: 2015/18941,
29/11/2018, §§ 18,19.
20. 2863 sayılı Kanun'un "Tanımlar"
başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Kanunda geçen tanımlar ve
kısaltmalar şunlardır:
a) Tanımlar:
(1) "Kültür varlıkları";
tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla
ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu
olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında
veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.
...
(4) "Koruma"; ve
"Korunma"; taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında muhafaza, bakım,
onarım, restorasyon, fonksiyon değiştirme işlemleri; taşınır kültür
varlıklarında ise muhafaza, bakım, onarım ve restorasyon işleridir.
(5) "Korunma alanı"; taşınmaz
kültür ve tabiat varlıklarının muhafazaları veya tarihi çevre içinde korunmalarında
etkinlik taşıyan korunması zorunlu olan alandır.
..."
21. 2863 sayılı Kanun'un "Devlet malı
niteliği" başlıklı 5. maddesi şöyledir:
"Devlete,
kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi
gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen
veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür
ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir.
Özel nitelikleri dolayısıyla ayrı
statüye tabi tutulan mazbut ve mülhak vakıf malları bu hükmün dışındadır."
22. 2863 sayılı Kanun'un "Korunması gerekli
taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları" başlıklı 6. maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:
"Korunması gerekli taşınmaz kültür
ve tabiat varlıkları şunlardır:
(a) Korunması gerekli tabiat varlıkları
ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar,
(b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış
olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca
korunmalarında gerek görülen taşınmazlar,
..."
23. 2863 sayılı Kanun'un "Tespit ve tescil" başlıklı
7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde
veya denetiminde bulunan mazbut ve mülhak vakıflara ait taşınmaz kültür ve
tabiat varlıkları, gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan cami, türbe,
kervansaray, medrese han, hamam, mescit, zaviye, sebil, mevlevihane, çeşme ve
benzeri korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespiti,
envanterlenmesi Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır.
.."
24. 2863 sayılı Kanun'un "Kamulaştırma"
başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Taşınmaz kültür varlıkları ve
bunların korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır:
...
(b) Menşei vakıf olup da çeşitli
sebeplerle kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetine geçen
korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve bunların korunma
alanlarının kamulaştırılmaları, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır. Bu maksat
için Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine yeteri kadar ödenek konur.
...
(d) Kamulaştırmalarda bedel takdirinde,
taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate
alınmaz.
(e) Kamulaştırma işlemleri, bu Kanun
hükümleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan
hükümlerine göre yapılır.
..."
B. Uluslararası
Hukuk
1. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek
1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesi
şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve
mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,
ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası
hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin,
mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin
ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel
getirmez."
2. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi İçtihadı
26. Kamulaştırma bedel tespitiyle ilgili Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Abdulaziz Çelik ve diğerleri, §§
21-24.
27. AİHM, Kozacıoğlu ve Türkiye (B. No: 2334/03,
19/2/2009) kararında; kamulaştırılan kültürel, tarihî, mimari ya da sanatsal
değere sahip olarak nitelendirilen taşınmazların rayiç bedellerinin
hesaplanmasının zor olduğunu açıklamıştır. Özellikle söz konusu taşınmazların
değerinin piyasadaki aynı statüye veya aynı mimari ve tarihî özelliklere sahip
olmayan mülklerle kıyaslanarak tespit edilmesinin güç olduğunu vurgulamış ancak
bu durumun taşınmazın değerinin tespitinde anılan özelliklerin gözardı
edilmesini hiçbir şekilde haklı göstermediğini ifade etmiştir. AİHM kararda
2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince
taşınmazın enderliğinden, mimari ve tarihî özelliklerden kaynaklanan değerinin
kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınmasının mümkün olmadığını
belirtmiş; taşınmazın söz konusu özellikleri sebebiyle oluşan değer kaybının
ise kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde gözönüne alındığını açıklamıştır.
AHİM'e göre bu değerlendirme sistemi kültürel, tarihî, mimari ya da sanatsal
değere sahip olarak nitelendirilen taşınmazın bakım masraflarını üstlenen
malikin cezalandırılmasına sebep olabileceği gibi maliki, taşınmazın belirtilen
özelliklerinden kaynaklanan herhangi bir değerden de mahrum bırakmaktadır (Kozacıoğlu/Türkiye,
§§ 67-70).
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
28. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucu
İlmiye Başyazıcıoğlu Yönünden
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 51. maddesi ile Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği başvurucunun istismar
edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel başvuru
hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde başvuru reddedilir
ve yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türk lirasından fazla olmamak
üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.
30. Anılan düzenlemelerde genel olarak bir hakkın
öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının
hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının
bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmüştür. Bu
bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa
Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların
başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö.
[2. B.], B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B.
No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31).
31. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak
amacıyla gerçek olmayan maddi vakalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve
belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur
hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan
ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler
hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında
doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri
sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette
hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılması, söz konusu başvuru
yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan
kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda
bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabul
edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven Ulusoy, § 32; Osman
Sandıkçı [1. B.], B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve diğerleri
[1. B.], B. No: 2013/7302, 20/4/2016).
32. Başvurucu İlmiye Başyazıcıoğlu 9/4/2020 tarihinde
vefat etmiştir. Buna rağmen Av. Burak Güneş 22/7/2020 ve 28/9/2021 tarihlerinde
İlmiye Başyazıcıoğlu'nun anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel
başvuru yapmış, başvuru formlarında da İlmiye Başyazıcıoğlu'nun ölümünden
bahsetmemiştir.
33. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin
bireysel başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası
tarafından bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray [1.
B.], B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).
34. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat
eden başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona eren avukat tarafından yapılan
bireysel başvuruların başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle
reddine karar verilmesi gerekir.
35. Bu durumda Av. Burak Güneş hakkında Anayasa
Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un
51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para
cezasına hükmedilmesi gerekir.
B. Diğer
Başvurucular Yönünden
1. Başvurucuların
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
36. Başvurucular; kendilerine ait tarihî Pamukhan'da
bulunan taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiğini, kamulaştırma bedeli
ve tescil davaları açıldığını açıklamıştır. Pamukhan'daki taşınmazların aynı
adada ancak farklı parsel numaralarıyla tapuda kayıtlı olduğunu, her bir
taşınmaz için farklı mahkemelerde kamulaştırma bedeli ve tescil davası
açıldığını belirtmiştir. Mahkemelerce başvuru konusu davalarda dava konusu
taşınmazların m² birim fiyatının emsal taşınmazlar için açılan davalarda tespit
edilen değerden daha düşük belirlendiğini ileri sürmüştür. Taşınmazların yapı
değeri tespit edilirken 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının
(d) bendi gereğince enderlik, eskilik ve sanat değerinin dikkate alınmadığını,
böylece taşınmazların gerçek değerlerinin tespit edilemediğini dile
getirmiştir. Başvurucular, yargılamada anılan düzenlemenin taşınmazın gerçek
değerinin tespit edilmesine engel olması nedeniyle Anayasa'ya aykırı olduğunu
ileri sürdüklerini ancak bu iddianın mahkemelerce değerlendirilmediğini ifade
etmiştir. Sonuç olarak başvurucular, bu nedenlerle mülkiyet ve adil yargılanma
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesince yapılacak
değerlendirmede başvuruculara kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediğinin
mağdur sıfatının devam edip etmediği bakımından dikkate alınması gerektiği
açıklanmıştır. Başvurucuların iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde
olduğu vurgulanmış; mahkemelerin davalarda maddi olay ve olgular ile delilleri
değerlendirdikleri, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,
uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu ve kullandıkları takdir yetkisinin
sebeplerini gerekçelendirdikleri belirtilmiştir. Başvurucuların iddia ve
savunmalarını makul şekilde yetkili mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip
olduğuna ve delillerini gereği gibi sunabildiğine dikkat çekilmiştir. Yapılacak
incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve
somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade
edilmiştir.
38. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında
başvuru formlarındaki iddialarını tekrarlamıştır.
2. Değerlendirme
39. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı
35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras
haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,
kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum
yararına aykırı olamaz."
40. Anayasa'nın ''Kamulaştırma'' başlıklı 46.
maddesi şöyledir:
"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu
yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,
özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla
gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî
irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme
bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun
uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin
gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve
turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla
gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme
süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı
doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin
ödenir.
İkinci fıkrada öngörülen
taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde
kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır."
41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa'nın 35.
maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi
gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas
Yönünden
i. Mülkün
Varlığı
43. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir
kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle
öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren
mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki
durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No:
2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539,
16/5/2013, § 31). Somut olayda kamulaştırılan taşınmazlar, başvurucuların
mülkiyetinde bulunduğundan mülkün varlığı noktasında tartışma bulunmamaktadır.
ii. Müdahalenin
Varlığı ve Türü
44. Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında da
belirtildiği üzere taşınmazın kamulaştırılması mülkten yoksun bırakma niteliği
taşımaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No:
2013/817, 19/12/2013, § 32; AYM, E.1988/34, K.1989/26, 21/6/1989; E.2011/58,
K.2012/70, 17/5/2012). Somut olayda benzer şekilde taşınmazların
kamulaştırılarak Vakıf adına tesciline karar verilmesi başvurucuların mülkten
yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla somut olaydaki müdahale
mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmelidir.
iii. Müdahalenin
İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
45. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
46. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız
bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla
sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken
temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri
düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de gözönünde bulundurulmalıdır. Anılan madde
uyarınca temel hak ve özgürlükler ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın
Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin
Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, Anayasa'nın sözüne aykırı
olmaması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması
gerekir (bazı farklarla birlikte bkz. Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1.
B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62 ).
(1) Genel
ilkeler
47. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma,
Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına
getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilen
kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme 35. maddeye bir
aykırılık oluşturmayacaktır. Kamulaştırma, Anayasa’da özel mülkiyetin kamuya
geçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup bir
taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu
yararı için ve karşılığı ödenmek kaydıyla devlet tarafından sona erdirilmesidir
(AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).
48. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine
göre kamulaştırmanın devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi,
kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve
usullerine uyması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi
kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul
edilen kamulaştırma, özel mülkiyet alanına devletin bir müdahalesidir.
Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya zorunlu kalındığında kamu yararının
özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa’da
belirlenen usul güvenceleri izlenerek yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM,
E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, § 11).
49. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlere
yönelik sınırlandırmaların Anayasa'nın sözüne aykırı olamayacağı hükme
bağlanmıştır. Buna göre Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması ölçütlerinden biri de Anayasa'nın sözüne uygunluktur.
Anayasa Mahkemesi, somut olaya uygun düştüğü takdirde kamu gücünü kullanan
organların temel hak ya da özgürlüklere yaptıkları müdahalelerin Anayasa'nın
sözüne uygun olup olmadığını da değerlendirir. Böyle bir değerlendirme
yapılması, Anayasa'nın 13. maddesinin emredici hükmünün bir gereğidir (Kadri
Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 68; Kadri Enis
Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).
50. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan "Anayasa'nın
sözü" ifadesi Anayasa'nın metnini yani lafzını ifade etmektedir. Temel
hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa'nın sözüne uygun olması şartı
özellikle Anayasa'nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz
konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya
özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına
almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir
önem atfederek koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın
yanında o hakkın norm alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade
etmesi, buna ilişkin ek bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (Kadri
Enis Berberoğlu (2), § 69; Kadri Enis Berberoğlu (3), § 79).
51. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında
kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla
kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının
ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir
güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden
yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki
gerçek karşılığın ödenmesi güvencesinin yanı sıra peşin ödeme güvencesine de
aykırı olacaktır (bazı farklarla birlikte bkz. Kübra Yıldız ve diğerleri
[GK], B. No: 2018/32734, 28/7/2022, § 61). Öte yandan Anayasa'nın 46.
maddesinin ikinci fıkrasında kesin hükme bağlanan artırım bedelinin nakden ve
peşin olarak ödenmesi gerektiği belirtilmiş böylece kesin hükme bağlanan
artırım bedeli yönünden de nakden ve peşin olarak ödenme güvencesi
getirilmiştir. Kesin hükme bağlanan artırım bedeli taşınmazın gerçek
karşılığının bir unsurudur. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerçek
karşılığın peşin ödenmesinden bahsedildikten sonra ikinci fıkrasında
kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelinin peşin ödenmesi
gerektiği düzenlenerek gerçek karşılık güvencesi açıklanmıştır (Muammer
Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024, § 61).
52. Gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük
ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan
müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında
gözetilmesi gereken adil denge ancak malike taşınmazın gerçek karşılığının
peşin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma
suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike taşınmazın
gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı
külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46.
maddesinin birinci fıkrasında gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak
kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu
yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın
gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir. Buna göre kamulaştırmanın anayasal
ögelerinden biri gerçek karşılık olduğundan kamulaştırılan taşınmazın
bedeline dair yasal düzenlemelerin Anayasa’da öngörülen gerçek karşılık
ölçütüne uygun olması gerekmektedir. Buna göre kamulaştırılan taşınmazın gerçek
bedelinin malike ödenmesi, orantılılık ilkesinin bir gereğidir (bazı farklarla
birlikte bkz. Kübra Yıldız ve diğerleri, § 62).
53. Anayasa'nın 46. maddesine özel mülkiyette bulunan
taşınmazların gerçek karşılıklarının nakden ve peşin olarak ödenmesi, anılan
maddenin ikinci fıkrasında sayılan istisnai hâllerde taksitlendirme süresinin
beş yılı aşamaması, taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma
bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması
kamulaştırma için belirtilen esaslardır (bazı farklarla birlikte bkz. AYM,
E.2018/104, K.2020/39, 16/07/2020, § 188).
54. Peşin ödeme güvencesi, gerçek karşılığın taksitle
ödenmemesinin ötesinde kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım
bedelinden oluşan gerçek karşılığın en geç taşınmazın idare adına tescil
edildiği tarihte ödenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla Anayasa'nın
46. maddesinde belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir
kamulaştırma işleminden bahsedilebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığının ve
kesin hükme bağlanan artırım bedelinin yalnızca tek seferde ödenmesi yeterli
olmayıp bu ödemenin en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği anda
yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan
taksitlendirme hâlleri bulunmamasına rağmen kamulaştırma bedeli ve kesin hükme
bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın taşınmazın mülkiyetinin
idareye geçtikten sonra ödenmesi peşin ödeme güvencesine aykırılık
oluşturacaktır (Muammer Bulut, § 64).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
55. Somut olayda başvuruculara ait taşınmazların Koruma
Kurulu kararıyla korunması gereken kültür varlığı niteliği taşıdığının tespit
edilmesi üzerine İdare tarafından kamulaştırma bedeli ve tescil davaları
açılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi
raporlarında taşınmazların arsa vasfında olduğu belirlenmiş; kamulaştırma
bedelleri, emsal taşınmazla kıyaslanarak tespit edilmiştir. Bilirkişi
raporlarında kamulaştırılan taşınmazların dükkân olarak kullanılması nedeniyle
taşıdığı ticari vasıf sebebiyle %150 objektif değer artış oranının uygulanması
gerektiği ifade edilmiş, 18 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak hazırlanan
ek bilirkişi raporunda belirtilen özelliklerin yanı sıra taşınmaz üzerindeki
yapının sanat, eskilik ve enderlik değeri dikkate alındığında aynı oranda
objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
56. Başvurucular öncelikle kamulaştırma bedellerinin
emsal nitelikteki taşınmazlar için açılan bedel ve tescil davalarında tespit
edilen kamulaştırma bedellerine göre daha düşük belirlendiğinden yakınmıştır.
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme neticesinde
başvuruculara ait taşınmazlar için Asliye Hukuk Mahkemelerince tespit edilen m²
birim değerinin tespit edilen değer aralığında yer aldığı, böylece
başvuruculara ait taşınmazlar için kamulaştırma bedeliyle aynı yapı içinde
olduğu anlaşılan taşınmazlar için mahkemelerce takdir edilen kamulaştırma
bedelleri arasında önemli ölçüde bir fark bulunmadığı görülmüştür. Buna göre
başvurucuların kamulaştırma bedelinin emsal taşınmazlara göre düşük
belirlendiğine yönelik iddialarının bir temeli bulunmamaktadır.
57. Başvurucuların diğer şikâyeti kamulaştırma bedeli
tespit edilirken 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendi gereğince eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmaması
nedeniyle kamulaştırma bedelinin gerçek değerin altında belirlendiğine
ilişkindir.
58. 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendinde kamulaştırmalarda bedel takdirinde taşınmaz kültür
varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmayacağı
düzenlenmiştir. Böylece herhangi bir istisnaya yer verilmeksizin kamulaştırma
bedelinin kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate
alınmadan hesaplanması gerektiği öngörülerek taşınmazların sayılan
özelliklerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması kesin olarak
engellenmiştir.
59. Kamulaştırılan taşınmaz kültür varlığının eskilik,
enderlik ve sanat değerinin taşınmazın değerini etkileyip etkilemediği veya
taşınmazın değerini ne ölçüde etkilediği teknik ve uzmanlık gerektiren bir konu
olup açıklanan hususlara ilişkin tespitlerin yapılması uzman mahkemelerin ve
Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Mülkiyet hakkı
kapsamında yapılan bireysel başvurularda kamulaştırma bedelinin ve bedeli
etkileyen unsurların tespit edilmesi, değerlendirilmesi veya hesaplanması
Anayasa Mahkemesinin yetki ve görevine dâhil değildir. Bununla birlikte özel
mülkiyete konu olan ve kültür varlığı niteliğinde olduğuna karar verilen
taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerinin kategorik olarak kamulaştırma
bedelini etkilemeyeceğinin kabul edilmesini gerektiren herhangi bir sebep
yoktur. Bu bağlamda eskilik, enderlik ve sanat değeri taşıyan taşınmazların
kamulaştırma bedelinin tespit edilmesindeki güçlüklerin, kamulaştırma bedelinin
taşınmazların açıklanan özellikleri dikkate alınmadan belirlenmesini haklı
kılmadığı açıktır (bkz. § 27).
60. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında
kamulaştırmada gerçek karşılığın ödeneceği hükme bağlanarak kamu yararı
ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek
karşılığı olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla kamulaştırma işleminin
Anayasa'nın 46. maddesine uygun olduğunun kabulü malike taşınmazın gerçek
karşılığına tekabül eden kamulaştırma bedelinin ödenmesine bağlıdır. Bu
bağlamda bedel üzerinde uzlaşmanın sağlanamaması üzerine açılan kamulaştırma
bedeli ve tescil davasına ilişkin yargılama sürecinden beklenen, mahkemelerce
gerçek bedele denk gelen kamulaştırma bedelinin tespit edilerek malike
ödenmesinin sağlanmasıdır. Anayasa'nın 46. maddesi gereğince gerçek değere
tekabül etmesi gereken kamulaştırma bedelinin taşınmazın değerini etkileyen tüm
özellik ve niteliklerinin dikkate alınmasıyla belirlenmesi gerektiği açıktır.
Aksi durumda malike gerçek karşılık güvencesine aykırı olarak gerçek
değeri karşılamayan bir kamulaştırma bedelinin ödenmesi ihtimali doğacaktır.
Ancak 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer
alan düzenleme gereği kamulaştırılan taşınmazın eskilik, enderlik ve sanat
değerinin taşınmazın gerçek değerini etkilediği tespit edilse dahi kamulaştırma
bedeline yansıtılması mümkün değildir. Dolayısıyla belirtilen düzenleme
taşınmazın değerine etki etmesi hâlinde, kamulaştırma bedeli belirlenirken
gözetilmesi gereken eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmasını
-Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen gerçek karşılık güvencesine aykırı
olarak- bütünüyle engellemektedir.
61. Somut olaya konu kamulaştırma bedel ve tescil
davalarında alınan bilirkişi raporunda Pamukhan'da bulunan taşınmazın ticari
vasfıyla birlikte sanat değeri sebebiyle %150 oranında objektif değer artışı
uygulanması gerektiği belirlenmiş ancak belirtilen tespite ilişkin olarak
Mahkemelerce bir değerlendirme yapılmadan kamulaştırma bedelleri objektif değer
artışı uygulanmaksızın tespit edilmiştir. Öte yandan 2863 sayılı Kanun'un 15.
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme kamulaştırma
bedeli belirlenirken taşınmazların açıklanan özelliklerinin dikkate alınmasını
kesin olarak engellemektedir. Dolayısıyla 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin
birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan hüküm karşısında, dava konusu
taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerinin kamulaştırma bedelinin
tespitinde dikkate alınması mümkün değildir. Sonuç olarak taşınmazların değerine
etki etse dahi eskilik, enderlik ve sanat değerinin, kamulaştırma bedelinin
tespitinde dikkate alınması ihtimalini ortadan kaldıran düzenleme nedeniyle
başvurucular Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek
bedel güvencesinden mahrum bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucuların
mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri
çerçevesinde Anayasa'nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamadığı sonucuna
ulaşılmıştır.
62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde
güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
VI. GİDERİM
63. Başvurucular, ihlalin tespiti, yeniden yargılama
yapılması vetazminat talebinde bulunmuştur.
64. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.
No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl
ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Bireysel başvuru
kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin
ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural,
mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma
dönülmesinin sağlanmasıdır. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi
gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veya
yasama işlemlerinden kaynaklanabilir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
65. Mevcut başvuruda ihlalin kanundan kaynaklandığı
tespit edilmiştir. Kanundan kaynaklanan ihlal durumunda giderim yöntemi olarak
iki seçenek öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki Anayasa Mahkemesinin Sabri Uhrağ
([GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020) kararında uygulanan eski hâle getirme
kuralı çerçevesinde kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin Türkiye
Büyük Millet Meclisine bildirilmesidir. İhlalin giderimini sağlayabilecek bir
diğer yöntem ise Anayasa Mahkemesinin Hulusi Yılmaz ([GK], B. No:
2017/17428, 1/12/2022) kararında benimsenmiştir. Anayasa Mahkemesi ihlalin
kanundan kaynaklandığı hâllerde giderimin ne şekilde yapılacağı ile ilgili
olarak anılan kararlarda ilkeleri tespit etmiştir.
66. Bu çerçevede Anayasa kurallarının bağlayıcılığını
düzenleyen Anayasa'nın 11. maddesi ve hâkimin öncelikle Anayasa kurallarını
dikkate alarak uyuşmazlıkları çözmesini emreden Anayasa'nın 138. maddesi
hâkimin Anayasa'ya uygun karar vermesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda
Anayasa'nın 152. maddesi de hâkime davada uygulayacağı kanun hükmünün
Anayasa'ya uygun olup olmadığını inceleme görevi yüklediğine dikkati çekmek
gerekir. Ancak somut olayda bireysel başvuru öncesi yapılan yargılama sırasında
olağan yargı yerleri, başvurucuların davanın esasını doğrudan etkilediği
anlaşılan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia etmelerine rağmen
Anayasa'nın 152. maddesi kapsamında bir itiraz başvurusunda bulunmamıştır.
Bununla birlikte yeniden yapılacak yargılamada anılan Anayasa hükmü
çerçevesinde davada uygulanacak kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde
itirazda bulunulabilmesi mümkündür (bazı farklarla birlikte bkz. Hulusi
Yılmaz, §§ 65, 66).
67. Diğer taraftan yeniden yapılacak yargılamada
uygulanacak kanun hükmünün temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası
anlaşma hükümlerine aykırı olması durumunda Anayasa'nın milletlerarası anlaşma
hükümleri esas alınarak uyuşmazlığın çözülebileceğine yönelik 90. maddesinin
son fıkrası hükmü de uygulama alanı bulabilir. Ancak Anayasa'nın 152. maddesi
uyarınca Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine
başvurulması, başvuruya konu olayın koşulları dikkate alındığında daha doğru
bir yoldur (Hulusi Yılmaz, § 67).
68. Sonuç olarak anılan Anayasa hükümlerine göre mevcut
başvuru bakımından mülkiyet hakkının ihlalinin ve sonuçlarının giderilmesi
amacıyla aşağıda belirtilen tedbirlerin uygulanması gerekir:
- Bireysel başvurunun amacına ve işlevine uygun şekilde
benzeri ihlallerin de önüne geçilebilmesi amacıyla kanuni düzenleme yapılması
hususundaki keyfiyetin TBMM'ye bildirilmesine karar verilmesi gerekir. Nitekim
30/4/2021 tarihli ve 31470 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı
Genelgesi'ne ekli İnsan Hakları Eylem Planı'nda kamulaştırma bedeli takdir
edilirken, taşınmaz kültür varlıklarının enderlik ve sanat değerinin dikkate
alınacağı ifade edilmiştir. Taşınmazın gerçek değerine tekabül etmesi gereken
kamulaştırma bedelinin tespiti bakımından açıklanan yönde tedbirlerin ve
düzenlemelerin gerçekleştirilmesinin önemi olduğu açıktır.
- Diğer taraftan yeniden yapılacak yargılamada
uygulanacak kanun hükmünün temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası
anlaşma hükümlerine aykırı olması durumunda Anayasa'nın milletlerarası anlaşma
hükümlerinin esas alınarak uyuşmazlığın çözülebileceğine yönelik 90. maddesinin
son fıkrası hükmü de uygulama alanı bulabilir. Ancak Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca
Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine
başvurulmasının başvuruya konu olayın şartları dikkate alındığında daha doğru
olduğu açıktır. Bu sebeple yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunduğundan kararın bir örneğinin Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesi ile
Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe
katılmamışlardır.
69. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından
tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,
B. 1. Başvurucu İlmiye Başyazıcıoğlu yönünden
başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE
OYBİRLİĞİYLE,
2. Avukat Burak Güneş'in 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi
ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para
cezası ile CEZALANDIRILMASINA OYBİRLİĞİYLE,
C. Diğer başvurucular yönünden mülkiyet hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
D. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
E. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün
iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152.
maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 5.
Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/125, K.2019/157 ve E.2015/126, K.2019/156) ve
Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/13, K.2019/65) GÖNDERİLMESİNE Hasan
Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
F. Kanundan kaynaklandığı tespit edilen sorunun çözümü
için keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE Hasan Tahsin
GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE
OYBİRLİĞİYLE,
H. 1.422,10 TL toplam harcın 446,90 TL'sinin başvurucular
Hürmet Alpay, Mehmet Kamil Köseoğlu ve Mustafa Kemal Özlütürk'e, kalan 975,20
TL'sinin ise anılan başvurucular ile birlikte Mustafa Özlütürk ve Osman
Köseoğlu'na ÖDENMESİNE, 30.000 TL vekâlet ücretinin ise başvuruculara
MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
İ. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların
Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde
yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten
ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 18/9/2025 tarihinde karar verildi.
GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğu tarafından ihlalin giderimi ile
ilgili olarak ihlalin yasama organına bildirilmesi ve yeniden yargılama
yapılması önerilmiştir. İhlal kanundan kaynaklandığı halde yeniden
yargılamasına ilişkin temel gerekçe olarak da Anayasa’nın 152. Maddesi uyarınca
Anayasa’ya aykırı kanun hükmünün iptali için başvuru yapılması imkanını sağlama
olduğu ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin de norm denetimi dışında anayasal
yetki kapsamında yaptığı diğer yargılama görevleri sırasında “mahkeme”
sıfatıyla çalıştığı gözetildiğinde giderim şekline ilişkin bu karara
katılmamaktayım.
2. Doktrinde sıkça belirtildiği üzere Anayasa
Mahkemesi’nin iki statüsü bulunmaktadır. İlki “Anayasa Organı” statüsü,
ikincisi ise “Yüksek Mahkeme” statüsüdür. Anayasa Organı statüsü, Mahkemenin
anayasanın üstünlüğü ilkesinin (m.11) gerçekleştirilmesi ve dolayısıyla
Anayasada öngörülen hukuksal ve siyasal sistemin sürdürülebilirliğinin
sağlanması amacıyla donatıldığı yetkilerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle
anayasal denetimle yüksek devlet iradesine katkı sağlama yetki ve fonksiyonu
nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin yasama ve yürütme organları ile birlikte üçüncü
Anayasa Organı olduğu kabul edilmektedir (bkz. Hekimoğlu, M. M. (2004). Alman
Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları, Ankara: Detay
Yayıncılık, s. 65-73; Grabenwarter, C. (2014). Hukuk Düzeni Hiyerarşisinde
Anayasa, Kafkas, H. (Çev.), içinde Depenheuer, O. ve Grabenwarter, C. (Ed.),
Doğan, İ. (Çev. Ed.), Anayasa Teorisi (s. 403-428), Ankara: Lale
Yayıncılık, s. 418-421; Gören, Z. (2020). Anayasa Hukuku, 5. B, Ankara:
Yetkin Yayınları, 2020, s. 307).
3. Anayasa Mahkemesi’ne Yüksek Mahkeme statüsü ile önemli
görevler verilmiştir. Anayasa’da Mahkeme’ye verilen görevlerden ilki
kanunların, TBMM İç Tüzüğü’nün, Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Anayasa’ya
uygunluğunun denetimi, siyasi partilerin mali denetimi ve TBMM’nin
milletvekilleri hakkındaki bazı kararlarının denetlenmesiyle ilgilidir. Bu
görev ve yetkiler, yasama ve yürütme organlarının ilgili işlemlerinin
Anayasa’ya uygunluğunu denetleme ve aykırı bulunması durumunda iptal kararı
verilmesi amacıyla verilmiştir. Bu görevler Mahkeme Genel Kurulu tarafından
yerine getirilmektedir. Anayasa’ya göre düzenleyici işlemlerin (kanun, İçtüzük,
CBK) Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesinin amacının ise, hukuk düzeninde
Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin iptal kararlarıyla ortadan kaldırılmasının ve
yeni bir düzenleme yapılmasının yasama organının takdirine bırakılması olduğu
anlaşılmaktadır.
4. Anayasa’nın 152. maddesinde “bir davaya bakmakta
olan mahkemenin uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse … Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda
vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” denilerek mahkemelere itiraz
yoluyla somut norm denetimine başvurma yetki ve görevi verilmiştir. Başka
deyişle itiraz yoluyla iptal istemi mahkemeler için hem bir yetki, hem de
Anayasa’ya aykırı normun denetlenmesini sağlama yönünde verilen bir görev
niteliğindedir.
5. Yukarıda değinildiği üzere Anayasa uyarınca Anayasa
Mahkemesi düzenleyici işlemlerin denetimi dışında başka konularda da
yetkilidir. Örneğin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Yüce Divan görevi kapsamında
bir “ceza mahkemesi” olarak, bireysel başvuru görevi kapsamında Bölümler ve
Genel Kurul ise “anayasal haklar mahkemesi” sıfatıyla çalışmaktadır. Bireysel
başvurunun kendine özgü bir dava niteliğinde olduğu konusunda bir şüphe
bulunmamaktadır. Şu halde Anayasa Mahkemesi, düzenleyici işlemlerin denetimi
dışındaki görevleri sırasında Bölüm ve Genel Kurul olarak çalışmalarında anılan
152. madde yönünden “diğer mahkeme” niteliğiyle görev icra etmektedir. Bu
durumda gerek Yüce Divan yargılaması gerekse bireysel başvuru yargılaması
sırasında Bölümler veya Genel Kurul’un uygulamakta olduğu kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu iddiasıyla “norm denetimi Genel Kurulu’na” itiraz yoluyla iptal
isteminde bulunması Anayasa’nın bir gereğidir.
6. Nitekim Siyasi Parti Kapatma davalarıyla görevli AYM
Genel Kurul’u siyasi parti kapatma davalarında uyuşmazlığa konu davada
uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini
istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’na taşımıştır. Bu yöndeki örnek bazı kararlar
için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50,
12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010. Anayasa Mahkemesi Yüce Divan
sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da aynı yetkiyi kullanabilmektedir.
7. Anayasa’da kurulan hukuksal sistem uyarınca Anayasa’ya
aykırı kurallar soyut ve somut norm denetimi yoluyla iptal edilerek hukukun
üstünlüğü ve hukuk devletinin gerçekleştirilebilmesi sağlanmak istenmiştir. Bu
maksatla yalnızca siyasal partilere iptal davası açma yolu tanınmamış,
mahkemelere de itiraz yoluyla iptal isteminde bulunma görevi yüklenmiştir.
Bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi Bölümü veya Genel Kurulu’nun hak ihlalinin
kanundan kaynaklandığına ilişkin kararı, kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı
olduğu iddiasının çok ciddi olduğu anlamına gelmektedir. Bu durumda kuralın
iptali için ilgili mahkemeler gibi Anayasa Mahkemesi bölümleri veya Genel
Kurulu’nun da Anayasa tarafından görevlendirilmiş olduğu sonucuna ulaşmak
gerekmektedir. Bu nedenle hak ihlalinin giderim yöntemi olarak yeniden
yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesi yerine iptal
istemiyle Anayasa Mahkemesi Norm Denetimi Genel Kurulu’na gönderilmesi Anayasa
ile verilen görevin bir gereğidir.
8. Belirtilen görüşe karşı şöyle bir itiraz akla
gelebilir. Bu itiraz sadedinde 6216 sayılı Mahkemenin Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısında böyle bir düzenleme olduğu halde bu kural yasama
çalışmaları sırasında metinden çıkarıldığına göre, yasama organının Mahkeme’ye
bu görevi vermediğinin söylenebileceği ileri sürülebilir. Fakat anılan Taslak
metninden bu yetkinin çıkartılmasının gerekçesi, bu yetkinin Anayasa’ya aykırı
olduğu görüşü değildir. Gerekçe, yetkinin Mahkemeye verilmesinin tartışmalara
neden olacağı ve yerinde olmayacağı nedenlerine dayandırılmıştır. Taslak
metinde bu yetkinin yer alması ve esasında yetkinin Anayasayla bağdaştığına
ilişkin yaklaşım dahi aslında Anayasa’nın 146 vd. maddeleri ile 152. maddesinin
böyle bir yetkiyi kapsadığı anlamına gelmektedir. 6216 Kanunda Mahkeme’nin
görev ve yetkileriyle ilgili düzenlemelerin kaynağı da Anayasanın 146 ila 153.
maddeleridir.
9. Ayrıca, yasama organına çağrı niteliğinde bir bildirim
yapılmasının da hak ihlalinin ortadan kaldırılabilmesi için yeterli giderim
sağlayabileceği ileri sürülebilir. Gerçekten ihlalin kanundan kaynaklandığı
örneklerde AYM yeniden yargılamada hukuki yarar bulunduğunda ilgili mahkemenin
Anayasa’nın 152. maddesindeki yolu işletebilmesi amacıyla yeniden yargılama
yapılmasına ve kararın yasama organına bildirilmesine karar vermektedir (bkz.
Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022).
10. İhlal kararında yeniden yargılamaya ve ihlalin yasama
organına bildirilmesine karar verilmesinerağmen (itirazen iptal yolu veya yeni
düzenleme yapılması şeklinde bir) giderim sağlanamayan çok sayıdaki kararlar
içerisinde örnek olarak birkaç kararı (Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK],
B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025)
bakılabilir. Giderim sağlanamayan örnekler bakımından hukuk düzeninde
Anayasa’ya aykırı kanun hükümlerinin yürürlükte kalması gibi bir sonuç ortaya
çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu sonuç Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkesini (AY m. 11) ve bu ilkenin güvencesi olan anayasal denetim yolunu
bertaraf etmektedir. Bu nedenle hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleşebilmesi
ve Anayasa’ya aykırı kuralların bir an önce hukuk düzeninden ayıklanabilmesi
için 152. maddede yer alan emredici yetkinin kullanılması gerekmektedir.
11. Açıklanan nedenlerle, giderim yöntemi olarak yeniden
yargılama yapılması ve ihlalin yasama organına bildirilmesi yerine ihlale yol
açan kuralın iptali amacıyla itiraz başvurusu yapılması yönünde karar alınması
gerektiği görüşündeyim.
|
|
|
|
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Kamulaştırma bedelinin taşınmazın kültürel varlığına
ilişkin eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaksızın düşük
belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan
başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde
güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerektiği şeklindeki kararına katılmaktayım. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu
giderim olarak “Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün
iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152.
maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 5.
Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine” karar vermiştir.
2. Bu dosyada ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın
esasını doğrudan ilgilendiren 2863 sayılı Kanun'un "Kamulaştırma"
başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının “Kamulaştırmalarda bedel
takdirinde, taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri
dikkate alınmaz” şeklindeki (d) bendinden kaynaklanmaktadır. Bunun içindir
ki bu durumda ulaşılan ihlalin giderimi olarak kanaatimizce bireysel başvuruya
konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kural”ın Anayasa’ya aykırılığının
değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi gerekmektedir.
3. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa
Mahkemesinin sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.
maddesiyle bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme
yetkisine sahip olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde
ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru
yetkisinin doğal bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.
4. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale
neden olan kanun hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç
duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa
Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna
taşınması gerekmektedir.
5. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin,
“Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı
Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında “Bir davaya bakmakta olan
mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda
vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” şeklinde tanımlanan itiraz
başvurusu yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.
6. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde
Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu
uyuşmazlıkta uygulanan açık kanun hükmünden kaynaklanması durumunda,
Anayasa’nın 152. maddesi gereğince “davaya bakmakta olan mahkeme”
sıfatını haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi
yapacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.
7. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi
sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda
bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanunun açık
hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm
denetiminde bu kuralın Anayasa’nın mülkiyet hakkı ile ilgili 35. maddesine
aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan
kanun hükmü iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)
numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış
olacaktır.
8. Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin
giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun
gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel
başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun hükmünün daha
farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme içermesi
durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince
incelenmesi gerekir.
9. Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan
kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa
kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan
kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde,
müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda
bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin
dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince
yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan
vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim
yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz
yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali
söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda
ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun
olmayacaktır.
10. Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın
esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle
vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında
bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50.
maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır.
11. Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak
konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda
“yetkisizlik asıl ve yetki istisna” olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm
organ, kurum ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma
imkanı bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya
Anayasa ya da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin
hukuk sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir.
12. Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa
kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan
Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla
çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma
konusunda açık bir yetkisi var mıdır?
13. Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en
üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin
dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar
gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma
yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi
için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel
anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır.
14. Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer
önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak
kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava konusu
kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine
taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı
kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50,
12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010).
15. Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla
gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun
hükümlerinde Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm
denetimi yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir.
16. Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması
gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen
şartların bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde
bulunup bulunmadığıdır.
17. Bu itibarla burada davada “uygulanacak kural”
hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz
yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği
üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk
incelemesini gerçekleştirirken, “uygulanacak kural” ile kastedilenin davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar
olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28,
17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/153, 15/11/2017,
§ 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68,
K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2).
18. Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve
özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi
noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili
bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi
yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama
yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir.
19. Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu
uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru
incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı
görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa
Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür.
20. Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru
inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz
yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın
152. maddesi hükmüdür.
21. Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki
öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da
veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır.
Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden
hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya
aykırılık teşkil edecektir.
22. Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü
karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı
Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi
şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle
Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de
katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile
ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği
Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında
hukuken savunulamaz.
23. Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa Mahkemesinin
siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz önünde
tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği denetimin
önemine binaen bir “anayasal organ” olarak öngörülmüş olup bu minvalde
Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok daha
farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır.
24. Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını
vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin
bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya
aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği
görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki
ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır:
“Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa
Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı,
devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve
Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde
öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi
ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa
Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma
usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir.
Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının
bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği
olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup fonksiyonunun
mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir mevki verdiği
ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini herhangi bir
yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi mevcut olup, bu
bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin aynı zamanda
anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için
sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ
olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da
düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu
olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü
çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda
olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır.
İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa
tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır.
Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama
organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama
organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması
önlenmiştir.
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev
ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma
ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması
nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir
düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade
edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden
kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve
yetkilerini belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz1.
Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve
yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa
tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir.
Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından
oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir2. Anayasa Mahkemesinin oluşumu,
görev ve yetkileri ve çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde
Anayasa’da düzenlenmesi nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik
yapılabilmesi ancak bu konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale
gelebilecektir3” (Bkz.: “AYM, E.2023/104, K.2023/177, K.T.: 11/10/2023”
künyeli kararda Yusuf Şevki Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29).
25. Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ
olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası
noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin
Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında
6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu
yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri
bulunmamaktadır.
26. Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin
yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır.
Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce
Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde
de Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki
uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi
sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir.
27. Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir
görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin
-bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü
ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunması (örnek
bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin
Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596,
29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK],
B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152.
maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne
getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar
için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil
İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem
Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1.
B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).
28. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat
uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda
Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece
mahkemelerinde belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet
veren kanun hükmü ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış
veya Anayasa’ya uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece
mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir.
29. Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında
Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de
ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından
kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi
durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile
getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç
alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem
[GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241,
25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma
noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir.
30. Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı
paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin
biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı
sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama
birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde
edilebilir.
31. İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin
kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına
bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması
gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale
sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması
gerekmektedir.
32. Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin
merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan
istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm
kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla
görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına
ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve
sorumluluklar yüklenmiş durumdadır.
33. Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği
gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması
değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliğidir.
Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi, kurum ve
kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir.
34. Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde
ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece
mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık
kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu
sokulmalıdır.
35. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet
veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak
gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin “kendi kendine başvuru”
biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme
sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda
da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır.
36. Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama
organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz
yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir.
Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları
bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam
anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat
Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir
giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel
başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun
hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir.
37. Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne
dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne
ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca
incelemekte fayda vardır.
38. Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden
kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda
bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa
Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz
yolunun çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır.
39. Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.:
Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı
gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında
değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine
karar vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar
toplam 25 ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur.
Yasama organı ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet
veren kanun hükümlerinde değişiklik yapmıştır.
40. İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa
Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz
[GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve
Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi
uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları
dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret
etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu
şekilde sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı
derece mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm
denetimi yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin
önüne getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine
kadar toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın
152. maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala
ilişkin somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır.
41. Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de
görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne
alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında
kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm
denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.
42. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin
kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının
daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden
çoğunluğun ulaştığı “Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün
iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152.
maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 5.
Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi” şeklindeki sonuca katılmamaktayım.
43. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir
hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin
kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz
yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.
44. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel
başvuruda ihlale sebebiyet veren kanun hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması
gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca
katılmamaktayım.